Anneyim… Evhamlıyım…

Annelik bu. Keşke kaygısı tuvalet eğitimi ile sınırlı kalsaydı. En azından belli bir kaygılanıp ondan sonra rahatlardık. Oysa kadınların kaygıları, acaba anne olabilecek miyim diye başlıyor. Sonra ardı arkası kesilmiyor. Çocuğum sağlıklı olacak mı… acaba hamileyken ne yesem de daha sağlıklı, daha zeki olsa… klasik müzik dinletsem işe yarar mı… normal doğumdan çok korkuyorum ama  sezaryen yaparsam çocuğum nasıl etkilenir… ya sütüm yetmezse,…kilo almıyor acaba devam sütü versem kötü mü olur… ek gıdaya nasıl geçeceğim… çok ağlıyor diye emziği verdim ama şimdi nasıl bıraktıracağım…. bezi bir türlü bırakmıyor, ne yapacağım… komşunun çocuğu kreşe başlamış ben de göndersem mi, devlet okuluna mı gitse yoksa özele mi, iyi bir öğretmen nasıl bulacağım… SBS’den iyi puan alacak mı… Yani annelerin bütün kaygılarını  yazmaya çalışsam inanın bu yazıya değil bu bloğa sığmaz. Kısacası annelik eşittir kaygı diyebiliriz.  Peki bu hem kendimiz hem de çocuğumuz için kaygı ile nasıl baş edeceğiz?

IMG_7406

İşte Selpak’ın Prof. Dr. Bengi Semerci ile düzenlemiş olduğu ” Anneler ve Evham” konulu sohbetten notlarım:

” 2 aylık bebekler, çevresini tanımıyor, kendi dünyasında yaşıyor. 6 aylık olunca da çevresini tanımaya başlıyorlar. Onunla en çok ilgilenen kişiye alıştıkları için de bu kişiden başkasına gitmek istemiyorlar. Bebeklerde ilk kaygı işte bu dönemde ortaya çıkıyor: “Ayrılık kaygısı”. Bebek annesinden ayrılınca ihtiyaçlarının giderilemeyeceğini düşünüyor. Oysa kadın anneliğe hazır olarak anne olduysa, her şeyi başarabileceğini düşünür ve daha çocuğun ağlamasından onun ihtiyacını anlar.

“Evet bu ağlama şekli acıktığını anlatıyor”,

“Hımm bu defa altı kirlenmiş”,

“Sanırım gazı var”… gibi ağlama şekillerini ayırt edebilir ve bebeğin ihtiyaçlarını zamanında giderebilir. Kaygılı anne ne yapacağını bilemez. Ağlama ile birlikte telaşa düşer, diyor Prof. Dr. Bengi Semerci.

Dediğim gibi annelerin kaygılanacağı durumlar çocuk büyüdükçe azalacağı yerde giderek artar. Yeni yeni konular eklenir.

Annelere sorsak: “Nasıl bir çocuk yetiştirmek istesiniz, diye, istinasız herkes “Kendi ayakları üzerinde durabilen , kendi kendine yetebilen, özgüvenli çocuklar” deriz ama nedense yaptıklarımız bunun tersi oluyor. Her şeyi onların yerine yaparak, sen beceremezsin, dur sana yardım edeyim diyerek böyle çocuklar yetiştiremeyiz. Kaygılarımızı içimizde bastırmalıyız. 

“Bir şeyleri başarabilmeleri için denemeleri lazım.”

Ayrıca bağlılık ile bağımlılık arasındaki farkı iyi ayırt etmek ve dengeyi iyi tutturmak gerekir.

Anneler çocukları ile özdeşleşirler. Kendilerini bir bütün olarak düşünürler. Aşağıdaki konuşma şekillerine mutlaka çevrenizde rastlamışsınızdır.

“Karnemiz bu dönem çok kötü teyzesi?”

“Biraz üşüttük galiba Doktor hanım, boğazımız ağrıyor”

” Maşallah sınavımız çok iyi geçti”

Hafta sonu çok yoğunuz, basketbol kursundan sonra yüzme kursumuz var.

Oysa bunları sadece çocuk yapıyor ama anneler kendilerini çocuklarıyla bir bütün olarak olarak algılıyorlar.

Çocuğun yaptığı davranışları anne kendisine de mal ediyor.  Oysa çocuğun başarıları da başarısızlıkları da ona aittir. Bırakın davranışlarının sorumluluğunu taşısın.

Bir ” Anneciğim neden hırkanı giymedin, üşüteceksin?

Böyle ifadeler de yanlış çocuklarda kavram karmaşasına neden oluyor.  Siz çocuğunuzun annesisiniz, o sizin değil.

Burada bir parantez açıp bir itirafta bulunayım. Benim de çocuklarıma anneciğim diye hitap ettiğim bir dönem oldu. Nasıl oldu bilmiyorum, çünkü böyle hitap edilmesinden hiç hoşlanmıyordum. Sonra etrafımda neredeyse her annenin çocuğuna “anneciğim, annem” şeklinde hitap etmesiyle ben de böyle hitap etmeye başlamışım. Başlamışım diyorum çünkü bunun farkında değildim ta ki kızım “Anne, niye bana anneciğim, diyorsun ben senin anne değilim ki! demesiyle kendime geldim. Sanırım biz anneler bunu annesinin bitanesi, annesinin yavrusu, annesinin… gibi sözler yerine söylüyoruz. Yani bunu gerçek anlamında kullanmıyoruz. Oysa çocuklar düz mantık dediğimiz şekilde kavrıyorlar ve bir kelimenin gerçek anlamı dışında kullanabileceğini ancak ileri yaşlarda kavrayabiliyorlar. Neyse ki bu alışkanlıktan kurtuldum. Bu da her kötü  alışkanlık gibi kolay öğreniliyor ama vazgeçilmesi o kadar kolay olmuyor!!!

Son dönemdeki bilinçli anneler ile ortaya çıkan mükemmel anne olma, iyi çocuk yetiştirmeye çalışma ve bunun sonunda ortaya çıkan kaygılı anneler konusu ile ile ilgili soruya karşılık Prof. Dr. Bengi Semerci’nin cevabı da şöyle oldu:

” Ortalama olmak iyidir, Kaygıları azaltır. Mükemmel olmaya çalışmayın. Herkes hata yapabilir ve yapar da. Önemli olan bu hatayı fark edip düzeltebilmek. Yani düşünce kalkabilmeyi başarabilmek.

“Anne -babalık çok keyifli bir şey”

Keyfini çıkarın. Keyfini çıkartmazsanız  hamallıktan, yükten başka bir şey değil ve unutmayın çocuklar çabuk büyürler, Bir bakmışsınız en keyifli yıllar, en güzel anlar uçup gitmiş.

IMG_7432

 Bunlar da ilginiz çekebilir:

About these ads

Anneyim… Evhamlıyım…” üzerine bir yorum

  1. enteresanmış bende anneyim ama böyle tuhaflıklarım olmadı bu arkafdaşlar bi doktora görünsün bence böyle hayat mı olur be :)))

Bu yazıya yorum yapmak ister misiniz?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s