Kıssadan Hisse- Gizli Mesajlar

untitledBugünlerde bir kitap okuyorum ve yazarın dediği gibi hayatım tamamıyle değişmese de anneliğime bir değer ve farkındalık kattığı kesin. Kitabın ismi “Gizli Mesajlar”. Yazarı Elizabeth Pantley. Kitap Dr. Hande Gürel tarafından Türkçe’ye çevrilmiş. İçeriğine gelince, çocuklarımızla aramızdaki iletişim esnasında sergilediğimiz davranışlar neyi ifade ediyor, istemeden veya farkında olmadan yaptığımız yanlışlar nelere yol açıyor, problemlerle karşılaşınca nasıl davranmalıyız gibi sorulara cevap verirken üzerinde düşünülmesi gerekenleri ve yapılabilecek değişiklikleri örnek olaylarla anlatıyor. Bir hafta önce posta kutumda karşıma çıkınca, merakla  okumaya başladım ve kendimi gene küçük notlar tutarken buldum. Aslında kitap örnek olaylarla birlikte okununca daha iyi anlaşılır ama asıl anlatılmak isteneni vurgulayan o kadar güzel cümleler vardı ki bunları paylaşmadan edemedim.

“Bazen sorumluluk sahibi çocuklar yetiştirmek yaptıklarımızla değil, yapmadıklarımızla ilgilidir. “Çok iyi” bir anne-baba olarak , yetişkin hayatlarında başarılı olmaları için gerekli bazı becerileri geliştirme fırsatını onların ellerinden almış oluyoruz. Bu beceriler satın alınamayan, ancak deneyimle kazanılan becerilerdir. Çocuklarımızın yerine yaptığımız herşey, onlar tarafından yapılamamış oluyor.”

“Sizin göreviniz, bağımsız ve üretken bir yaşam kurmak için bir gün evden ayrılacak olan sorumluluk sahibi, kapasiteli genç bireyler yetiştirmek ve onların bunu yapabilmesi için yetenek geliştirmelerine yardımcı olmaktır. Bu nedenle, evdeki bazı görevlerinizi onlara öğretmekten ve aktarmaktan rahatsızlık duymamalısınız. Çünkü bu onlara vereceğiniz çok gerekli bir armağan olacaktır. Bu sürecin erken yaşta başlaması ve düzenli olarak sürmesi gerekir. Onsekiz yaşına gelmiş olan çocuklarınıza, yaşamsal becerileri öğretmeye çalışmak hem pek işe yaramayacak, hem de belki olanaksız olacaktır.”

“Düşüncellik, bağımsızlık kadar gerekli bir özelliktir. Çocuğunuzu sorumluluk sahibi birey olarak yetiştirmek için en düşünceli hareketin, çocukların kendi işlerini kendi yapmaları konusunda ısrar etmek ve bunun nedenlerini tam olarak anlamak olduğunu unutmayın.”

“Çocuklarımıza başarılı olmada yardımcı olurken, bizim görevimiz biraz geri durmak ve başarısızlıklarına izin vermek, başarıyı alkışlamaktır. “

“Bir anne babanın atması gereken en önemli adım okul ödevlerinin sorumluluğunu ve sahipilğini çocuğuna devretmektir. Bu da okul ödevlerinin ve derslerinin onun”görevi” olduğunu ve ciddiye alınması gerektiğini çocuğunuzun açıkça anlaması demektir.  Anne-baba, çocuğun ödevi konusunda ortağı değil, rehberi, danışmanı olmalı ve gerektiğinde onu neşelendirip doğru  yolda ilerlemesinde destek olmalıdır.”

images (2)Yukarıdaki notlar, “Sorumluluk ve Bağımsızlıkla İlgili Mesajlar” bölümünden alınmıştır. Bu bölümü okuduktan sonra ister istemez insanın kafasında, acaba ben nasıl davranıyorum, burada yazanları uygulayabiliyor muyum gibi sorular beliriyor. Evde sorumlukları paylaşma konusunda, bu kitabı okumadan önce de aynı düşüncedeydim. Çocuklarıma “Kendi yapabileceğiniz işleri kendiniz yapacaksınız. Deneyip de yapamayacağınızı  anladığınızda ben her zaman yardıma hazırım” dediğim çok olmuştur. Hemen her şey düzeldi mi? Tabi ki hayır! Bu sorumluluğu kazandırmak bir hayli zaman aldı. Hatta, hala ara sıra hatırlatmam gerekiyor:) En azından şu anda kendi kıyafetlerini seçip  yardımsız giyebilen bir kızım, oyuncaklarını toplayan bir oğlum var. Kızımın kendi giyinme becerisi bana oldukça yardımcı oldu. En azından ben oğlumu giyidirirken aynı anda kızım da hazırlanmış, hatta süslenmiş :) bile oluyor. Sevmedikleri bir yemek ve salata olunca kızmın, yüzünü ekşiterek ” Zorla yedirseniz” ve oğlumun da iki kaşık aldıktan sonra ” Ben çok doyduuu…” deyip masadan kaçma teşebbüslerini saymazsak, kendi yemeklerini kendileri yiyorlar. En azından ben peşlerinden kaşıkla koşturmuyorum. :)

Son sözü gene kitabın yazarına bırakıyorum.:)

“Bir çocuk ne kadar becerikli olursa kendine güveni o kadar yüksek olacaktır. Bu güven ve sahip olduğu tüm becerilerle daha güçlü olacak, daha olumlu bir benlik algısına sahip olacak ve bu da hayatın zorluklarını daha kolay karşılamasına yardımcı olacaktır.”

Devamı gelecek…:)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Bir Kırılma Davası ve Sonucu

Ve bir eşya daha kaybolan, kırılan, kullanılmaz hale gelen eşyalar kervanına katılmış bulunmakta. Vazo… Kendileri bir top darbesiyle kendini paramparça yerlere saçılmış halde buldu.  Kim yaptı sorusuna karşılık aldığım cevapların  hayli ilginç olması ve sonu hep ”Ben bir şey yapmadım” cümlesiyle sonuçlanması dikkat çekiciydi.

Baba dedi ki” Ben o tarafa atmamıştım”.

Oğul,dedi ki ” Ben bişi yapmadııı annni, kafa çaptııı”.

… Ve anne karara vardı;” Topun vazo ile arasında ezelden gelen bir husumeti varmış.”Bir televizyon, bir fotoğraf makinesi, bir diz üstü bilgisayarın 10-15 tuşu yanında bir vazonun değeri nedir ki deyip salonun ortasında top oynamaya izin veren anne olaydan sorumlu ilan edilmiştir.

Durum böyleyken, telafisi gene anneye kalmış, kırılan vazo yerine yeni bir şeyler yapmak görevi bizzat anneye verilmiştir.  Çocuklar da izleyici ve yardımcı olmalı konusunda göreve cebren ve hile ile dahil edilmişlerdir. Baba da ”siz yaparsınız” sözleriyle destek olarak işin içinden sıyrılmayı başarmıştır. Bir mesele de böyle halledilmiştir.Lakin  olaya zamanında müdahale etmediği için anne ileri bir tarihte olmak kaydıyla benzer vazoların dekorasyon açısından daha iyi olacağı kanaatine varılmıştır.

İş bu, yazının niye böyle yazıldığını yazanın kendisi de bilememekte olup, evrak 1 (bir)  sayfa  ve 1 (bir) resimden ibarettir. Bilginize…

Olaydan birinci derece dolaylı sorumlu annenin faaliyeti:))

Olaydan birinci derece dolaylı sorumlu annenin faaliyeti:))

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Annelik Sendromu

motherbaby-1280x420.jpgMalum annneler günü yaklaşıyor. Bugüne değin hep annenizin , anneannenizin , babaannenizin gününü kutlamış olan siz, artık kutlama mesajları alacak annelik konuma geldiyseniz başka oluyor günün anlam ve önemi. Ama bir şey diyeyim mi? Asıl mutluluk ve heyecan çocuğunuzdan gelen kutlama ve sevgi mesajları oluyor.

Nasıl bir şeyse şu annelik sendromu? 

Daha doğmamış çocuğa mektup yazdıran, olmamış belki de hiç gerçekleşmeyecek olaylar için üzülen, gelecek için endişe şeklinde kendini gösteren bu sendrom en son dün kızımın ”Anneler Günü” gösterisini seyreden bende iyice kendini göstermiş oldu.

Günler öncesinden belirti vermeye başlamıştı aslında.

-Kızını izledik de, çok güzel dans ediyor, maşallah!

-Şiirini de çok güzel  tane tane okuyor!

denildikçe ” Dans etmeyi çok seviyor da ondan”, ”çabuk ezberliyor” gibi cümlelerle geçiştirsem de içimden, ”Kimin kızı!, ”Anasının kuzusu”  demedim değil hani. Sonra, kıyafetlerini giydikçe, salına salına yürüdükçe ” Maşallah analar ne evlatlar doğuruyor” demekten kendimi alamadım. (Şu sözü de araya sıkıştırayım: ”Dünyada, bir güzel çocuk vardır ve bütün anneler bu çocuğa sahiptir”:))

Neyse, işte o günden beridir, bu sendromun pençesindeyim. Kızım çıkınca dayanamaz ağlarım diyen ben, daha ilk çocuk çıkar çıkmaz gözyaşlarını tutamadı. Nasıl bir şeyse bu annelik, her çocuk için, kendini onun annesinin yerine koyuyorsun. Bir de  düşün bunu yapan, kendi çocuğu çıkınca ne yapar. Bir ara baktım, slayt gösterisinde öpücükler gönderen kızıma ben de gönderiyorum gözlerimdeki yaşları silmeye çalışarak.

Şiirler söyleniyor. Bir ara perde aralandı, çorabından tanıdım, sıra ona geldi. Bir heyecan, bir heyecan. Meğerse önünde iki çocuk daha varmış. Her ”Şimdi şiirini söylemek üzere…” dendiğinde yüreğim ağzıma geldi. O, şiirini söyledikçe ben içimden tekrar ettim. Sonra ben karıştırdım,unuttum. Neyse ki o kendi tabiriyle süper söyledi. Bütün program boyunca elimde mendil, su içerek kendimi sakinleştirmeye  çalıştım.

Ne de sulu gözlüymüşüm yahu! 

Bir ara kendime sendromdaş(!) aradım salonda ”Bir tek ben değil” demek için ama maalesef yok benim gibisi.:)

 Lütfen, söyleyin durumum çok mu vahim?

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Bir TV Devri Kapanmıştır Artık!

Çocuk doğunca masraflar artar, faturalar ikiye katlanır, bir hevesle olmadık eşyalar alınır, bir gün lazım olur diye bir köşeye sıkıştırılır. Dahası kendi çocukluğumuzda oynayamadığımız bebekleri, kamyonları çocuğumuz dünyaya gözünü açar açmaz alırız. Neredeyse çocuğuna hiç bir oyuncak almamış olarak geçinen bendeniz, evi oyuncaklar tarafından istila edilmiş halde görünce  ne yapsın? Nerden çıktı bunlar demez mi? Olan olmuş, dağılan dağılmıştır artık da keşke dağıtıldığı gibi toplansa. Hadi ondan vazgeçtim, dağıtıldığı gibi oynansa.  Oyuncaklar sanki sadece dağıtılmak için varlar. Oyuncak kovası, ters çevrilir, olmadı o minik ayaklar, bir o yana bir bu yana savrulur ve en yakın koltuğun altına gönderilir. Böylece bir oynama faslı biter, sıra asıl eğlenceye gelir. O da gerçek, yeni çağın teknolojik oyuncaklarıdır. Ne kadar engellemeye çalışsanız da onlar bir şekilde televizyonu, düğmesinden bir açar bir kapatır. Bir açar bir kapatır. Ha o arada siz yapma, aç şunu diye bir nevi çığlık atarsanız, o gene kapatır, gene açar. Kurtuluş için tek çare, odadan götürmek. Tabi bu süre birkaç saniye kadar ancak sürer. O minik ayaklar tıpış tıpış koşarak gelir ve kapının ağzından bakarak, en masum ses tonuyla ”Annne, anneeee! ” der siz de otomatik annelik  hareketiyle sarılırsınız. Disiplin, otorite …kuş olup uçar.

Lakin, evdeki bu elektronik eşyalara merak, ciddi boyutlarda masrafa yol açtı, açmaya da devam ediyor. Sevgili oğulcuğum, henüz yirmi bir aylık olmasına rağmen, kendisi bu güne dek, bir müzik setini, bir diz üstü bilgisayarı ve bir dijital fotoğraf makinesini kullanılamaz hale getirmiştir. Mobilya ve bilimum ahşap malzemeler üzerine bıraktığı kalıcı hasarları ve duvarlara çizdiği resimleri saymıyorum bile.

En son vukuatı da düğmesinden bir açıp bir kapatıp sersemlettiği televizyon oldu.  Aslında biz onun bu açıp kapamalar yüzünden bir gün emekli olacağını tahmin ediyorduk da böyle kendini yerde bulacağını, eminim, onun da aklına gelmemiştir.Yakında taşınacağımızı göz önünde bulundurarak, korkarım elimizi kolumuzu sallayarak, yanımızda bir parça eşya ile gideceğiz. :)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Neymiş şu 2 yaş Sendromu!

2.5 yaş Serkeşlik dönemidir. Çocuk gelişimindeki krizler ve devrimler sürecindeki en önemli dönemlerden biridir. Bu dönemde çocuklar dengesiz, olumsuz, kararsız  ve  isyankardır.  Büyüklerin sözünü dinlemez, hatta tersini yapar. Eylemleri kısıtlandığında öfkelenir, çevresinden yardım istemez. Kendi başarmaya çalışır.( Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Çocuğunuzun İlk Altı Yılı)

Ama gel gör ki, başınıza gelince, çocuk gelişimi ve psikolojisi ile ilgili ne kadar çok kitap okumuş olsanız da, hatta yetinmeyip aman yanlış mı yapıyorum, unuttuğum bir şey var mı diye tekrar tekrar sayfaları çevirseniz de, gün gelince işler değişiyor. Bir de bakmışınız çocuğunuz markette avazı çıktığı kadar bağırıyor, yerlerde sürünüyor, yetmiyor kafasını duvara vuruyor. Siz hala şok halinde ne yapacağınızı bilemeyip etrafta size bakanlara en nazik ve en sinir gülümsemenizi yapa durun, çanlar sizin için ”İyi ki doğdun, söyle 2 yaşında mı oldun?” şarkısını söyleyeversinler.
‘’Hiç böyle yapmazdıııı? Aslında gayet uslu bir çocuktu!’’ cümlesinin altında yatan ve sadece biz kadınların kullandığı bir dil olan ”Şunu diyorum ama sen bunu anlaman lazımdı.” dilindeki çevirisi ise; Niye öyle bakıyorsunuz? Sizin çocuğunuz yok mu? dur aslında.
O güne kadar her şeyi doğru yapmıştınız, değil mi? Çocuğunuzun kişilik gelişimine yardımcı olmak için, her zaman yumuşak ses tonunda konuştunuz, Evet’leri, Hayır’ları nedenleri ile birlikte açıkladınız. Yetmedi bazen psikolog tavırları bile takındınız. Peki şimdi ne olacak?….
Hiçbir şey!
Aslında bu durumda sizin de saçınızı başınızı yolasınız gelse bile sabretmekten başka çaresi yok. Gerçi ”Sabır taşı olsa çatlar” sözü buraya çok uygun düşerdi ama siz çatlamayın lütfen. Zira hiçbir faydası olmuyor. Ben denedim!!! Ayrıca her şey sukuta erince, tam vaktidir deyip yaptığı davranışın yanlış olduğunu açıklamaya çalışırsanız boşa kürek çekmiş olursunuz.
Niye mi?
Çünkü işe yaramıyoooor. Bu da denenmiştir!
Sanki siz ” Git çocuğum bağıra çağıra ağla, yetmezse kendini duvardan duvara vur!” demişsiniz gibi daha üzerinden 24 saat geçmeden aynısını yapıverir. Gerçi artık biraz tecrübeniz vardır ama gene de fena halde can sıkıcı bir durum değil mi? Eh artık eve, bir araba sopa yemiş kadar yorgun gelmek hediyeniz olsun.
Bir de bu dönemde, sanki bir tek o eksikmiş gibi ben- merkeziyetçi olurlar. Neyi beğenirlerse o onlarındır. Siz ne kadar” aman çocuğum o senin değil, sana daha güzelini alacam, bu daha güzelmiş, gel bununla oynayalım! deseniz de ‘’Hayııır o benim, benim , beniiimmmm!!!’’ diye bir kesin bir cevap alırsınız. Malın gerçek sahibi yaşça biraz daha büyükse, eh biraz olayı barış ilkeleri içinde sonuçlandırmanız mümkün ama gel gör ki o da aynı yaş çocuğu ise şimdiden size kolay gelsin! Çünkü bu olay çözümlenmez. Ya çocuğunuzu hemen ordan uzaklaştıracaksınız , ki bu hiç kolay bir şey değil, omzunuza alıp kaçmanız gerekebilir, ya da ilgisini başka yöne kaydıracaksınız. İkincisi nispeten daha kolay. En azından bir önceki sahiplenmek istediği şeyden vazgeçmiştir. Paylaşamayı öğrenmek o kadar kolay değil. Hele bu iş çocuğunuzu parka götürüp” Haydi çocuklar birikte oynanayın” demekle olmuyor. Zaten bu yaştaki çocuklar oyun alanında birlikte olsalar bile oyunları tek başınadır. Hepsi kumda oynar, ama hepsi kendi plastik şişesine kum doldurur. Doldurur, boşaltır, doldurur boşaltır…
Vesselam, 2 yaş zor bir dönem. Ama çocuğunuzun kişilik gelişimindeki önemli devrelerden biri. Sizin açınızdan da sabrınızın sınırının tespit edildiği dönem diyebiliriz. Sınavın  kolay geçmesi size bağlı.
Bunlar da ilginizi çekebilir:

Duvardaki Çizimler Yaratıcılıktan mı Yaramazlıktan mı?

Geçen hafta beni görenler”Bu kadın ne yapıyor böyle?” diye sormaktan kendilerini alamamışlardır. Zaten ben, bizzat kendim tüm gün, boyama  esnasında, temizlik esnasında ve da bilimum o an için gereksiz ve vakitsiz işleri yaparken sordum durdum. Hatta yetmedi söylenip durdum. Kim mart ayında ev boyar ki, başka yapacak bir şey bulamadın mı oğlum, aaa burayı da mı karaladın? gibi istemsiz monologları, bir daha yapma çok kızarım, şeklindeki, etkisi oğlum için sıfır olan boşa sarfedilen cümleler izledi. Zaten bir etkisi olsaydı, evin salonu bir mağara dönemi tarzına göre dizayn edilmiş bir ev haline gelmezdi. Kara kalem çalışmaları, anne tarafından çeşitli yöntemlerle yok edildiğinden, tükenmez kalem metoduna geçmiş, salonun gözden ırak bölümlerine bir imza bırakmaktan çekinmemiş. Öyle suyla sabunla çıkmasın diye bir derinlik katmış, tükenmez kalemi boyasını kazıyacak şekilde bastırarak  eserlerini yaratmış. Kapı arkası, masanın ardında kalan kalan duvar parçası, televizyonun arkasında kalan kendini unutulmuş sanan duvar… Hepsi oğlumun sayesinde hayat bulmuş. Yani siz görmüyorum deseniz bile onlar gözünüze her seferinde daha büyüyerek  görünüyorlar. Bu sebeplerden dolayıdır ki taşınmamıza üç ay kala badana – boya  işleri mecburi oldu.

Peki düşünebiliyormusunuz ki bu çizimlerin sahibi velet, boyama esnasında rahat dursun?

” Babasıııı oğlunu tut.”

”Annesiii, oğlun boyayı döktü!”

”Babasııı yardım et, oğlun merdivene çıktı!”

”Yavrucuğum daha yeni sildim orayıııı!

”Annneee, Taylan suyuu dööktüüü!”

şeklinde çığlık benzeri seslenmeler gün boyu yankılanıp durdu ama oğlum kalıcı eser bırakma arzusundan vazgeçmedi. Öyle ki bazı yerlerde çok uğraşmış olacak ki, üzerine neredeyse on kat boya geçmemize rağmen izleri yok etmek mümkün olmadı.

Şimdi oğluma, bir gün cevaplayabilmesi dileğiyle soruyorum;

-Oğlum, duvardaki bu çizimler yaratıcılıktan mı yaramazlıktan mı? :)

NOT: Çocuklu evler kesinlikle silinebilen boya kullanmalı, mümkünse üzerine yazılamayan boya. Böyle boya var mı bilmiyorum ama yoksa bile bir an önce icat edilmeli!

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Merak denen şu şey!

Merak, merak…. İşte bütün mesele bu! Çocuklar için kendini, çevresini keşfetme, yeni bir şeyler öğrenmesi için olmazsa olmaz duygu. İyi, güzel de, sizce bu duygu, biz annelere nasıl geri dönüyor? Çocuğu 1-3 yaşında olan anneler hali hazırda olayın, tam heyecanlı yerinde oldukları için eminim düşünmeye bile gerek duymamışlardır. Amaann, çok oldu ya da neymiş o diyenler için ben söyleyeyim.

Artık evde adım atacak yeriniz kalmayınca evini metrekaresini sorgulamaya başlarsınız.Etrafa saçılmış kalemlerin üzerinde kayarken, dengenin önemini kavradığınız gibi, yerde öylece duran, altı-üstü bir kalemin nelere kadir olduğunu idrak edersiniz.

Siz, evim evim düzenli evim diye istediğiniz kadar çırpınıp durun, düzenli eviniz bir çocuğun iki minicik eli arasında olduğunu anlarsınız.

Minicik eller dediğime bakmayın. İşine gelince onlar süpersonik hızda çalışıyorlar. Öyle ki, siz ”Aman çocuğum  yapma, daha yeni toplamıştım”, cümlesini daha bitiremeden, evinizin yeni bir bölgesi işgal edilmiş olabilir. Ama merak (!) etmeyin. Bir süre sonra bir bakmışınız, ev toplama konusunda otomatikleşmişsiniz.  Yemek yaparken, aynı anda etrafınıza saçılmış kepçe, kevgir,süzgeç, tabak-çanak ve bilimum mutfak malzemelerini yerleştirirken bulursunuz kendinizi. Kendiniz diyorum ama inanın o an siz, siz değilsiniz. Artık bir anne- robot karışımı bir şey.

untitledSuntitled

 

 

 

 

 

 

Amaaaan, zaten ne kadar söylensen de çırpınsan da sonuç aynı. Zaten bir süre sonra kendinizle çelişir hale geliyorsunuz.

Sinem:

-Annnee!

Taylan: Aaaaaaaannnnneeeeeeeeeeeeeee!

Bendeniz:

-Efendim, çoççcuğuummm!!!!????

-Anne, şunlarla oynaya bilir miyiz?

-Tamam, çocuğum, ama sonra toplayıp(!) yerine koyacaksınız!

-Taammam ann……..eee!

10 dk. sonra ben, gözleri yuvalarından neredeyse fırlamış halde:

-Naaaaaptınız sssiiiiiz böyyyyleeee! Hemen bunları yerlerden toplayacaksınız.

Bu arada, ben kendi hızıma şaşırmış durumda, daha bu cümlenin yarısındayken, odanın yarısını toplamış bulunmaktayım. Çelişki bu olsa gerek. Toplayacaksınız diye diretirken, çoktan toplamayı bitirmiş olmak. Tabi bunun farkında olmamak.

Şimdi uzmanlara sormak geliyor içimden.

”Merak, merak da… Nereye kadar?