Çocuklar İçin Yumurta Kabuğundan Sanatsal Çalışma

Çocuklara faaliyet yetiştirmek mümkün olmuyor. Özellikle yarıyıl tatilinde evde faaliyet dışarıda etkinlik, tatil kitabını çöz derken atlattık. Ta ki geçen hafta ben ne yapayım şimdi.Ben alıştım dışarıda bir yerlere gitmeye, faaliyet yapmaya deyip ağlama krizine girene kadar. Kızımdan bahsediyorum. Nasıl, bunun için bu kadar çok ağlayabildiğine şaşırıp kaldığım gibi bunun sebibi acaba ben miyim düşündüm durdum. Hani hep bir şeyler bulmaya çalışıyorum ama bazen insanın  hiç bir şey yapmadan oturası geliyor. Kafamda yapılacaklar listesi olmadan ( ki ne mümkün) sakin sakin televizyon seyredeyim. Bu arada bir şey fark ettim ben televizyon seyredemiyorum. Unutmuşum. 5 dk. televizyona bakamıyorum. Tabi bunun sebepleri var. Çocukların çizgi film seyredeceğiz diye tutturması, hadi izin vermedin sen istediğin kanal çektin. Bir bakıyorsun yurdumdan yüreğini sızlatan, kafanı karıştıran, öfkelendiren, nasıl olur diye isyan ettiren haberler, olaylar, konuşmalar… İşte bu gibi sebeplerle ben televizyon seyretme melekesini kaybetmiş, kızım faaliyet canavarı olmuş, oğlum henüz ne olduğu belli değil ama anneannesinin tabiriyle tam bir çocuk, sevimli ve yaramaz bir velet olmuş, geçinip gidiyoruz, çok şükür. Yarı tatilinde (üzerinden bir ay geçtiğinin farkındayım:) de iki tatil kitabı, bir sinema, iki tiyatro tükettikten sonra ne yapalım ne yapılım diye düşünürken yumurta kabuklarında santsal bir çalışma yapalım dedik. Böyle çoğul konuştuğuma bakmayın hepsini Sinem yaptı. Ben çalıştığım için gündüz evde yokum akşam da, yumurta kabuklarını yapıştırmaktan yorulunca  “Anne biraz yardım et” dese de  hiç oralı olmadım. :) Zira pek de mecalim kalmıyor o saatlerde.

DSCN1836

Haşlanmış yumurta kabuklarını atmadık biriktirdik. Tabi yeterli sayıda yumurta elde edinceye kadar nerdeyse her yemeğin yanında yumurta isteyecek kadar usrarcıydı, o ayrı konu.:) İç kısmında bulunan  zarları temizleyebildiğimiz kadar  el birliyle temizledik. Tuval üzerine tutkalla büyük parçalar halindeyken bastırıp yapıştırdı. Böylece araları düzenli, kırık  bir görünüm elde etti. Daha sonra beğendiğimiz bir resmi yapıştırıp kenarına sulu boya ile gölgeldirme yaptı. Sonra da üzerine vernik sürüp dayanıklılığını artırdık.  Böylece bir odasına asacak kadar güzel bir tablo ortaya çıktı. ( Vernikli halinin fotoğrafını çekmeyi unutmuşum:))  yeni farkettim bu arada. Bu yumurta kabuğu yapıştırma olayını ahşap kutu üzerine de uygulayıp peçete tekniği ile kutu kaplamıştık. Bir bakın isteseniz.

DSCN1839DSCN1842

Renk Renk Yağmur Taneleri

DSCN1795Bir faaaliyet ancak bu kadar sürer. Taaa… yazdan, geçen güne kadar.  Hemen gözünüz korkmadan söyleyeyim bu tamamen bir vernik işi. Yani bendeniz, önce günlerce vernik almayı unutup, daha sonra da faaliyeti tamamen unutup bu günlere  kadar geldik. Neyse ki geçen gün, benim faaliyet cadım gene faaliyet, faaaliyet diye tutturunca halihazırda yarım kalmışı önüne koyuverdim. Abla kardeş tamamladılar. Aradan kaç  gün geçmiş derseniz… Şöyle diyeyim, resimlerde  gördüğünüz üzere, benim minikler kolsuz elbiseli ve şortlu görünürken, bitiş günü olarak tabir ettiğim geçen gün, Kasım’ın 17’sine denk gelmekte. :)  Fazla söze gerek yok. Resimler herşeyi anlatacak.  Umarım, size de  çocuklarınızla geçireceğiniz eğlenceli saatler için bir fikir verir.

Malzemeler:

  • Tual
  • Renk renk pastel boyalar
  • Kalem tıraş
  • Tutkal
  • Resmin ortasına konulacak siyah- beyaz resim fotokopisi

DSCN1567DSCN1586DSCN1614DSCN1603DSCN1635DSCN1793

 

Suluboya-Tuz Tekniği ve Bir Annenin Serzenişi

Bakmayın başlıkta teknik diye yazdığıma. Tamamen her şeyi bilen Google hazretlerinin arama sonuçlarından çıkan sonuç . Yoksa biz teknik meknik pek anlamadık bu çalışmayı yaparken. Ama çocuklar pek bi eğlenmiş olacaklar ki akşam gene “Sana süprriz bir çalışma yapacağız” deyip kendilerince karıştırdılar, boyadılar rengarenk bir şeyler yaptılar. Zaten ne yaparlarsa süpriz niyetine yapıyorlar, gözümün önünde! Herhalde anneleri için  bir şeyler yapmak süpriz kadar heyecanlı bir şey!

Şimdi ben bir şey anlamadık dediysem de böyle bir boyama tekniği olmadığı anlamına gelmiyor. Elbetteki var. Sulu boya kağıda tatbik edildikten sonra üzerine tuz serpilerrek güzel bir doku oluşturulur. Ayrıntılar için buraya bakabilirsiniz. Biz tuval üzerine ilk önce tamamen gelişigüzel bir şekilde yapıştırıcı ile desenler yapıp kuruması için bir gece beklettik. Sonra istenilen renklerde suluboyalarlarla boyayıp üzerine tuz serptik. 

DSCN1743DSCN1744DSCN1746DSCN1747DSCN1755

Ben bir şey anlamadım bu resimden diyenlere küçük bir hatırlatma niyetine söylüyorum. Yaptığımız çalışma biri 3 yaşında biri 6 yaşında iki faaliyet delisi çocuğun elinden çıkmış bir ekip çalışmasıdır. Tamamen “İçimde öyle geldi, böyle yaptım” ifadesinin bir örneği. En azından okulların başlamasıyla, doğduğundan beri süper ötesi bilgisayar çizimi resimleri boyamaktan bıkmış çocuklar için bir derin bir nefes alış oldu bence.  Ziyadesiyle annelerine de yaradı. Çünkü  bu anne yani bendeniz bu süper çizilmiş resimleri boyamanın çocuğa ne fayda sağladığını anlayamıyor. Yaratıcılığın bu hazır resimlerin neresinde olduğunu idrak edemiyor ve özgünlüğü, hayal gücünü, 30 çocuğun boyadıkları aynı elbisesinin farklı renklerinde bulmaya çalışıyor. Bu tür boyamlarda güzel resim yapmış olmanın tek kriteri çizgilerin dışına çıkmadan ve hiç beyaz yer kalmayacak şekilde boyamak olduğunu bilmesine rağmen ve sevmemesine rağmen, çocuğunun boyamaktan sıkıldığını göre göre gene çocuğuna hatırlatmak zorunda olduğu için kendisiye çelişmenin huzursuzluğunu yaşıyor.

Keşke ellerinde sadece boş beyaz bir sayfa olsa. Hepsi gönüllerince bir şeyler çizseler, karalasalar, boyasalar. Benim kelebeğim benim arabam güzel olmuyor diye üzülmeseler. Bu benim hayalim, bu benim resmim diyebilme özgürlüğünü tatsalar. 30 kişilik sınıfta 30 farklı resim olsa, birbirilerinin resimlerine bakarak daha çok şey öğrenmezler mi? Amaç el kaslarını geliştirmekse,  bu usul amaca daha çok yakışmaz mı?   

Bunlar da ilginizi çekebilir:

 

Mandala, Küçülen Kağıt ve Sabırlı Olmasılın Anne!

“Sabırlı olmasılın Anne! Çünkü sabrettiğin zaman, verdiğin emeklerin karşılığını alırsın ve mutlu olursun. Bir şeyi istiyorsan onun için çabalamalısın.”

Bu sözler anne sözcüğünden anlaşılacağı üzere doğrudan evladım tarafından bendenize(!)  söylenmiş sözler. O anda gecenin bir vaktinde küçülen kağıtlara mandala boyamaktan sıkılmış olan ben, şöyle başının üstünde ünlem işaretleri uçuşsa da hiç bozuntuya vermeden “Hımm, bunlar benim sana söylediğim sözlere benziyor  Sinemciğim ama… dedim gerisi getiremedim. Çünkü cevap daha hızlı geldi.

“Hayır anne! Okuduğum kitapta öyle yazıyordu. Ayıcık Nanu annesini görmek için sabırsızlanıyordu, ona bir süpriz yapmak istiyordu…

Tabi ben şaşkın…Eşime baktım. O da bana,”Yaa işte böyle!” bakışı fırlattı.:) İşte böylece bu günü, çocuğumdan öğüt aldığım ilk gün olarak annelik tarihime not düştüm. Meğer benim kızım ne kadar da büyümüş.

 

20130403_19424120130404_215152Gelelim bu konuşmanın geçtiği faaliyetimize. Kırtasiyeden değişik bir faaliyet olsun ve her akşam, “Bugün ne faaliyet yapacağız” diye tutturan çocuklarımı belki bir süreliğine oyalar diye almış olduğum küçülen kağıtlarla ilk denemiz harika sonuç verince, hemen bunu başka bir çalışmayla birleştirerek daha kapsamlı hale getireyim dedim. Mandala boyama ile küçülen kağıdı birleştirip kendimize, kolye ucu ve buzdolabı süsü yapmaya karar verdik kızımla. Oğlum da çalışmaya dahil olmaya çalışsa da mandala boyamak onun için fazla sakin bir uğraş geldi ve dayanamayarak şöyle hızlıca karaladı. Sonra da kendi kendine yaptığı çalışmayı beğenmedi. Hatta dedesinin” Harika olmuş, oğlum” sözlerine, ” Hayır hiç de güzel değil. Bunun neresi güzel dede, burası da…., burası da…. karalandı”, diyerek tepkisini ortaya koydu. Siz siz olun, onların iyilikleri için de olsa çocukları kandırmaya çalışmayın. Gerçi, bir sonraki akşam yaptığı çalışma gene karalama olsa da bu kez beğendi. Babasının ” Oğlum karalamışsın sadece” sözlerine,”  Hayır, baba, bak güzel olduuu” diyerek gene tepki gösterdi. Şimdi ne desem ki bilemedim. Demek ki, insan, kendi yaptığından memnun olduktan sonra veya tam tersi memnun olmadıktan sonra, başkalarının sözleri o kadar önemli değil. İlk önce sen, yaptığın işi beğeneceksin.

 

İşte böyle nükteli bir çalışmaydı bizimkisi. İlkinde güzel bir sonuç almanın heyecanıyla atılmış olduğumuz küçülen kağıt ve mandala boyama çalışması ikince aynı sonucu vermedi. Zira almış olduğum kağıt diğerine göre daha şeffaf ve inceydi. Hem boyaması zordu hem de fırınlama esnasında kıvrıldı. Sonra da düzeltmek mümkün olmadı. Bu nedenle bir önceki çalışmamızdan kalan kalın ve bir tarafı beyaz kağıda tekrar mandala çizdik ve boyadık. Bunda da kıvrılma olunca, anladık ki sırf kağıdın inceliğinden değil, çizdiğimiz şeklin de büyüklüğünden. Bilir kişi gibi çalışıp sonuçta en uygun çalışma için gerekenleri belirledik. Bir yüzü beyaz küçülen kağıt ve çok da büyük olmayan bir mandala. Vee işte sonuç:)… demek vardı şimdi ama ben kızım öğüdü tutamadım. 3 denemeden sonra sabrım kalmadı. Neyse, biz çalışmamızdan çok şey öğrendik.

Çocuklar için mandala örnekleri burada

Mandalayı yakından tanımak isteyenler için ayrıntılı bilgi burada

Bunlar da ilginizi çekebilir:

 

Aman Gar!

anagramBaşlığı görünce kafanız mı karıştı? Merak etmeyin desem de de gene merak edeceğinizi bildiğimden hemen söyleyeyim zaten kafa karıştırmak için yazılmış bir başlık. Neyse ki, herşeye kadir bir beynimiz var. Karışmış harfleri düzeltip hemen doğru kelimeyi bulabiliyor. ANAGRAM…

Bu da nedir, şimdi deyip, eskisinin bile daha anlaşılır olduğunu düşünenler için bunun bir bulmaca olduğunu söyleyeyim. Bir harf karıştırmaca oyunu.

Bir kelimenin harflerini karıştırıp anlamlı başka bir kelime oluşturuyorsunuz.  Aslında anagram bulmacalara gazetelerin bulmaca sayfalarında rastlanıyor. İlgili olanlar mutlaka görmüşlerdir. Benim bu yazıdaki amacım yeni okumaya başlayan çocukların okumalarını geliştirmek için kullanılabileceğini göstermek ve tabi ki beynimizi çalıştırmak. Hazırlamak da çözmek de beynimiz için bir uğraş. Anagram bulmacalardan aynı zamanda  çocukların kelime bilgisini geliştirmek için de yararlanılabilir.

Geçen sene kızım yavaş yavaş okumaya başladığında, ona renklerin harflerini karıştırarak hazırlamıştım. En azından basit olduğu için okuyabilmek ve çözüme ulaşmak onu mutlu edecekti. Şimdi aradan bir yıl geçti ve kızım artık okumayı öğrendiğine göre daha etkili bulmacalar hazırlamak gerekti.

 Yeni hazırladığım bulmacaya aşağıdaki bağlantıdan  ulaşabilirsiniz. Yenilerini hazırladıkça eklerim.:)

ÇOCUKLAR İÇİN ANAGRAM BULMACA

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Çocuklar İçin Mantık Bulmacaları

1046-cocuk-ve-zeka1-3fMantık bulmacalarının çocukların düşünme becerilerini geliştirdiği, problem çözme yeteneklerini artırdığı ve olaylar karşısında farklı bakış açıları geliştirerek , alternatif çözümler üretme becerilerini geliştirdiği biliniyor. Ancak çocuklar için hazırlanmış mantık bulmacaları o kadar az ki belki de hiç yok demek daha doğru olacak. Bu sene zeka oyunları dersini de 5 . sınıflar için konulduğunu görünce üzülmedim desem yalan olur. Çünkü, 0-6 yaş önemine dikkat çekilirken çocuğun öğrenme hızının en yüksek olduğu dönem olarak tanımlanmasına karşılık , çocuklarımızla eğitim açısından en az ilgilendiğimiz dönem olarak karşımıza çıkmakta. Oysa, oyunlarla, çocuğun oyunla öğrenme yeteneğinden yararlanarak, eğlenerek  düşünme becerileri, dil gelişimi, sosyal ve psiko-motor becerileri desteklenebilir.

Daha önce 3 tane kendi hazırladığım soruları yayınlamıştım. Ondan sonra da bir kaç tane hazırladım ama yayınlama imkanı bulamadım. En sonunda son  hazırladıklarımdan bir tanesini yayınlıyorum. Konusu oyuncak arabalarla ilgili. Dolayısıyla erkek çocukların ilgisini daha çok çekebilir. Kızlar için hazırladığımı bir sonraki yayın sırasında.:)  Çözerken, çocuğunuzun bilişsel hazırbulunşuluğuna dikkat etmelisiniz. Çözebilecek yaştaysa onun düşünmesine imkan verip, zorlandığı yerde birlikte sesli düşünüp sonuca varabilirsiniz. Kendi çözemeyecek durumdaysa, çocuğunuz yanınızdayken siz çözün ve sesli düşünerek onun dikkatini çekip çözüme dahil edebilirsiniz. Sonunda size yardımcı olduğu için teşekkür etmeyi unutmayın. 

Çözüm için anne babaya öneriler:

Büyük yaştaki çocuklar için kağıt kalemle, grafik oluşturarak çözmek yeterli olabilirken küçük yaştakiler için, çözümü kolaylaştırmak için oyuncak arabalarından, yararlanabilirsiniz. Yoksa soru sayfasını çoğaltıp resimleri kesin ve ipuçlarının ifadesine göre resimleri gruplayabilirsiniz.

Zihninin açık olsun:)

Mantık Bulmacası için aşağıdaki linke tıklayın:

HEDİYELERİ KİM VERDİ?

 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Günler, Haftalar, Aylar

indir (1)Bu aralar takvime takmış durumdayız. Merak etmeyin Maya takvimi, kıyamet meselesi değil. :) Biz miladi takvimi öğrenmeye çalışıyoruz. Hani şu bildiğimiz, 365 günlü, 52 haftalı, 12 aylı takvim. Çocuklar için takvim, birçok şeyden daha soyut geliyor. Yani ben, kızımda bunu gözlemledim. 1-2 gün babasıyla çalışmışlar ama pek ilerleme yok. Sonra aklıma onun yaşına uygun bir şekilde anlatmak ve ezberlemeden kavrayabilmesi sağlamak için günleri haftaları ayları bir hikayeyle anlatmak geldi. İlk önce neden insanlar takvime ihtiyaç duymuşlar, bu konu üzerinde konuştuk. Daha sonra hikayeye geldi sıra.  Sonra da bu hikayeyi resimleştirdik. İşte takvim hikayesi;

”Zamanın birinde, GÜNLER çok sıkılmış, birlikte tatile çıkalım demişler. Tam 365 GÜN birlikte yola çıkmışlar. İlk uğradıkları yer TAKVİM kasabasının 1 YIL oteliymiş. GÜNLER her biri ayrı odada kalacak şekilde otelin ilk katına yerleşmişler. Birbirinden güzel tam 365 odada kalıyorlarmış. GÜNLER burada çok güzel vakit geçiriyorlarmış ta ki sonbahar yağmurları nedeniyle 1 YIL otelinin ilk katını su basma riskine karşı boşaltma kararına kadar. GÜNLER otelin ikinci katına geçmeye karar vermişler. Otelin 2. katı HAFTALAR katıymış. Burada oda sayısı 1. kata göre daha azmış ama daha büyüklermiş. 52 HAFTA odası varmış ve içinde 7 GÜNÜN kalabileceği kadar yer varmış. GÜNLER 7 şer 7 şer bu odalara yerleşmişler ve tatillerine devam etmişler. Bir gün 365 günden 7. si,

-Ben, çevreyi daha çok görmek istiyorum. Biraz daha yüksekten bakalım mı etrafa, diye bir öneride bulunmuş arkadaşlarına.    

images (3)Arkadaşları da bu fikre bayılmış ve hep birlikte üst kata yani AYLAR katına yerleşmişler. Buradaki oda sayı çok daha azmış. Sadece AY odası varmış ama bu odalar çok daha büyükmüş. Her odada farklı sayıda yatak varmış. Günler de düzenlerini bozmadan bu odalara yerleşmişler. KIŞ Günleri KIŞ köşesindeki ARALIK OCAK ŞUBAT odalarına, İLKBAHAR köşesindeki odalara MART NİSAN MAYIS günleri, YAZ köşesindeki odalar da HAZİRAN TEMMUZ AĞUSTOS günleri, SONBAHAR köşesinde de sonbahar ayları EYLÜL EKİM KASIM günleri yerleşmiş. Kış günleri karlar içindeki bembeyaz, süslü, rengarenk yıl başı ağaçları ile dolu odaları nı çok sevmişler. Doyasıya kar topu oynayıp eğlenmişler. Aralık ayı odasında, 31 gün varmış. Ocak ayında 31, Şubat ayında 28 gün kalıyormuş. İlkbahar günleri de odalarını çok beğenmişler. Her yerde rengarenk çiçekler varmış. Kuş cıvıltıları ile neşe içinde eğleniyorlarmış. Mart ayında yine 31 gün, Nisan ayı odasında, 30 mayıs ayı odasında da 31 gün kalıyormuş. Yaz ayları da odaları çok sevmişler. Çünkü onların da odaları tam da onların sevdikleri gibi sımsıcak güneşin ısıttığı, deniz manzaralı odalarmış. Yaz aylarını ilki olan Haziran odasında 30 gün, Temmuzda 31 ve Ağustos ayı odasında da 31 gün kalıyormuş.  Sonbahar aylarının odalarında ağaçlardan dökülmüş sarı, kahverengi yapraklarla süslüymüş. Arada sırada yağmur da yağabiliyormuş. Bu nedenle sonbahar günlerinin yanında hep şemsiyeleri varmış. Sonbahar köşesinde Eylül Ekim ve Kasım  aylarının odaları varmış. Eylül ayında 30, Ekim ayında 31, Kasım ayında da 30 gün varmış. GÜNLER ,  YIL otelinde çok güzel vakit geçirmişler ve tam bir yıl boyunca çok mutlu anlar paylaşmışlar.”

indir

Kızım hikayeyi çok sevdi. İlgiyle dinledi ve resimleri de çizince daha iyi kavradığına eminim. Şimdi aradan birkaç gün geçmesini bekliyorum. Bakalım hikayenin ne kadarı aklında kalmış. Takvimi kavrayabilmiş mi bir değerlendirme yapacağız.:)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Yolculuklar ve Öğrenmeler

017Anneler  iyi bilirler. Yolculuk esnasında çocukları oyalamak zordur. Hani bebek olsalar arabanın motor sesiyle uyumak bebekler için keyif verici. Arabaya biner binmez gözleri kapanıverir. Ama biraz daha büyüyünce işler değişiyor. Artık onları oyalamak, anneler için büyük bir sorun haline geliyor. hele bizim gibi yolculuklarınız, arabayla 11 saati buluyorsa. İşte bir yol hikayelerimiz de böyle başladı. Kızımı oyalamak için,” Ah şu dağa bak, atı gördün mü, aaa ne güzel kuşlar varmış!,” sözleri bir süre sonra işe yaramaz oldu. Neyse ki sayıları öğrenmişti o günlerde. Bu defa sayı saymaya başladık. Birer, birer, onar onar bine kadar, ikişer ikişer yüze kadar.  Gün geldi bunlar artık sıkıcı hale. Okumaya başlayınca, bak tabelada Ankara şu kadar kilometre yazıyor az  kaldı,  İstanbul’a bu yoldan gidiliyormuş gibi oyalama çabaları ile şehir kavramı gelişti ve buna plaka merakı başlayınca ”Anne bak, bu araba İstanbul’danmış, bu Ankara’danmış” gibi plaka merakı ile anasının kızı olduğunu:) belli etti ve plakaları öğrenmeye başladık. Madem ilgisini çekiyor, bir Türkiye haritası yap-bozu ile bunu iyice öğrenelim dedik. Bugünlerde harita oyunları oynuyoruz. Hem şehirlerin isimlerini hem yerlerini, komşuları öğreniyoruz. Hem de plakaları ile konumları… 

Yani bir yap-boz oyuncağından beklemediğim bir öğrenme malzemesi çıktı. 

Önce ele alınan parçada yer alan şehrin ismini okuyor.

Yerini biliyorsa yerleştiriyor, bilmiyorsa ben ipucu veriyorum. Mesela Türkiye’nin güneydoğusunda, Malatya’nın kuzeyinde ya da Ankara’nın kuzey komşusu gibi. Böylece yönleri de oyunla öğrenmiş olduk.  Plakaları da kardeş şehirler şeklinde öğreniyoruz. Mesela İstanbul 34, kardeş şehri 43 Kütahya, Ankara 06, kardeş şehri 60 Tokat gibi…

Eğlenerek, oyunla öğrenme başarılı sonuçlar veriyor. Yoksa 5 yaşındaki çocuğa al bunu öğren desen pek keyif alacağını sanmam ama oyunla kendisi istiyor. Farklı bir plaka görünce kendisi merak edip soruyor.

İşte yol hikayeleri başlayan öğrenme  ve öğretme etkinlikleri. Kızımın sayesinde bir çok öğretme metodu keşfettim. Hatta aritmetik yaparken bile ben bunu öğrenciliğimde niye böyle yapmadım dediğim pratik yolları birlikte bulduk. Herkesin öğreneceği bir şeyler var bu hayatta. Bazen öğrendiğiniz kişi 5 yaşındaki çocuğunuz bile olabilir.

005014

Bunlar da ilginiz çekebilir:

Drama ve Çocuk

Oyun oynamak çocuklar için hayatın ta kendisi. sabahtan akşama kadar, yorgunluktan bayılıncaya kadar oynasalar bile hala yeterince oynamadıklarını düşünüyorlar. Anne-babalar, öğretmenler, artık eğlenerek, deneyimleyerek öğrenmenin öneminin farkındalar. Zaten hızla çoğalan yaratıcı drama atölyeleri de bunu gösteriyor. Arz – talep meselesi.

Kızımı da Yapı Kredi Kültür merkezindeki Yaratıcı Drama ile Okuma Atölyesi’ne götürmeye çalışıyorum.  Zaten, atölyeyi çok sevdiğini söylüyordu , bunu gözlemleme fırsatım oldu.  Hikayeyi dinliyorlar, oynuyorlar, düşlüyorlar, fikirlerini söylüyorlar. 

Drama, çocukların, özgüvenlerini geliştirdiği gibi, eleştirel düşünme , problem çözme, empati kurabilme, bağımsız düşünebilme gibi özelliklerini de geliştirir. Çocukların çevresel farkındalığı artar, işbirliği yapma becerisi gelişir, sosyalleşir. Dramanın yararları saymakla bitmez, diyor, Psk. Tuğba Demiröz ”Psikodrama ve Yaratıcı Dramanın Yararları Nelerdir?’, adlı makalesinde.

Oğlumla nasıl daha kaliteli vakit geçirelim, oynarken öğrenelim diye düşünürken, kızım 3 yaşındayken başladığımız dergilere bir göz atalım dedim. Hareketliliği, zıpırlığı nedeniyle pek ümidim olmasa da denemekten bir şey kaybetmez insan. Annesi olarak oğlumun performansına ben bile şaşırdım. O kadar ilgi gösterdi ki sabahın köründe, elinde dergi ile gelip ”Annee, deeess (ders) çalııışş'(çalışalım), diyor.  Hikayeleri okurken, timsah ne hissetmiş, kaplan, neden üzülmüş gibi sorular karşısında verdiği  cevaplar, yaptığı mimikler benim için süperdi. Hala yerinden durmayan yapısının olması, her cevap sonrası, bir tur koşup gelmesi, sıkıldığımda bir marsupilamiye dönüşüp yerleri koklaması ya da küçük bir aslan olup  üstüme atlaması beni fazlasıyla yorsa da o başarıları karşısında çok mutlu. Aferin diye alkışladığımızda ”Başaaadııımm” demesi eminim, zaten yeterince var olan özgüvenini pekiştiriyor. Bu arada iki çocuk olunca ikisi ile aynı anda ilgilenmek çok zor. Neyse kızım anlayışlı ve cevaplara müdahale etmiyor. Ben de başka nasıl olabilirdi, nereye gitmiş olabilir gibi yeni fikirler üretebilmesi için sorular sorup onu etkinliğe dahil etmeye çalışıyorum.

Son olarak diyeceğim şu çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun, eğitim için erken veya geç değil. Her yaşta öğrenilecek şeyler var. İçine oyunu da katarsanız, kaliteli vakit geçirip, geleceğe güzel anılar bırakmış olursunuz. 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Yoğunluğu Fark Ettiren Deney

Hangisi daha ağır hangisi hafif gibi sorular, okul öncesi dönemdeki çocuklar için oldukça soyut sorular. Bunları somutlaştırarak anlatmak gerek. Daha önceki deneylerde yağ ile su karşılaştırıp hangisinin ağır olduğunu Sinem kendi keşfettiği için öğrendi. Arada sırada sorduğumda unuttuğunu fark ediyorum. Biraz düşünüyor, sanırım deneyi aklına getirip, öyle cevabı veriyor. Bu kez daha çok sıvıyı yoğunluk açısından karşılaştırmaya karar verdik. Evde bulduğumuz süt, su, yağ, alkol, nar ekşisi, bulaşık deterjanı gibi sıvıları, yoğunluk açısından karşılaştıralım dedik.

Deney ön bilgisi olarak,  bütün sıvıları bardağa tek tek boşalttığımızda hangisi altta olur, ağır olan mı, hafif olan mı, sorusu üzerine konuştuk. Sonra da sıvıları incelemesini istedim. Gerekirse karıştırabilir,eliyle dokunabilir veya sadece gözlemleyip bu deney sonucunda hangisi altta kalacağına karar vermeliydi. Sinem de inceledi karıştırdı, baktı sonunda bir liste ile tahminini yazdı.

Sıralamaya göre ilave ettiğimizde, alkol ile suyun karışacağını biliyordum ve deney tam istediğim görünümde olmayacaktı ama gene de tahmininin uyup uymadığını kendi görmesini istiyordum. Hem böylece yaptığımız deney üzerinde daha çok tartışabilirdik. Yazdığı sıralamaya göre sıvıları boşalttık. Biraz bekledikten sonra sonuç işte böyle oldu.

Alkol su ile karıştığından alkol, deney esnasında görünmedi. Bu nedenle çok az bir kırmızı gıda boyası ile renklendirip sonradan ilave ettik ve Sinem bu kez alkolün yağ’dan daha hafif olduğunu görebildi. Tahmini tutmadı ama görerek  ve yaparak yeni bir şey öğrendi. Aslında sıralamanın nasıl olabileceği üzerine konuştuk ve tekrar denedik. İşte sonuç:

NOT: Sıvılar çok yavaş ilave edilmeli. Özellikle su, süt alkol birbiriyle rahatlıkla karışabildiğinden ayrımları zor oluyor. Su ile alkolü karıştırmamak için eklediğimiz gıda boyası da bu esnada sütü ve suyu da renklendirebiliyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir: