2. Yaş Anısına Oğlum İçin

Gülünce gözlerinin içi ışıldayan, sevince tüm kalbiyle kucaklayan sevimli ve yaramaz oğlum, doğum günün… yüreğimize taht kurduğun ikinci yılın kutlu olsun. 

Dilerim, yaşamın boyunca, bu çocuk ruhunun saflığını, yüreğinde taşırsın ve olursa bir derdin, şimdiki gibi çikolatadan olsun. Ve… en  haylaz düşüncelerinin ” Babam görmeden arabayı nasıl kaçırırım” olacağı günlerde, ki bunu şimdiden tahmin etmek hiç de zor değil, babanın sabrının el bol olduğu günlere rastlamasını ümit ediyorum, sevgili yavrucuğum.:) Dilerim, sana erkenden yürümeyi başardıran  azmin, her şeyi parçalayıp içini kurcalatan merakın, kırdıktan sonra ” OOOooo!” diye şaşıran çocukça saflığın,  öğrenme isteği ile göz atmadık yer bırakmayan ve ”başardım” deyip hoplayıp zıplayan sevimliliğin hiç kaybolmaz. Sevince böyle sevilir deyip ısıran yönün bayağı can yaksa da, ablan bu anlarda hep mağdur tarafında olsa da, senin saçımla oynayarak uyuman uğruna bir ton saç teli feda etsem de sen böyle küçücük kalbinle kocaman sevmeye devam et. Çünkü biz de seni çooook seviyoruz. 

Sevgili küçük kuzum, annesinin yavrusu, babasının küçük aslanı, Taylan’ım gözlerindeki ışıltıyla, kalbindeki gülümseme ile SEN HEP BÖYLE KAL.

İyi ki doğdun oğlum, yuvamıza neşe, sevinç, mutluluk getirdin.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

About these ads

Annelik Sendromu

Malum annneler günü yaklaşıyor. Bugüne değin hep annenizin , anneannenizin , babaannenizin gününü kutlamış olan siz, artık kutlama mesajları alacak annelik konuma geldiyseniz başka oluyor günün anlam ve önemi. Ama bir şey diyeyim mi? Asıl mutluluk ve heyecan çocuğunuzdan gelen kutlama ve sevgi mesajları oluyor.

Nasıl bir şeyse şu annelik sendromu? 

Daha doğmamış çocuğa mektup yazdıran, olmamış belki de hiç gerçekleşmeyecek olaylar için üzülen, gelecek için endişe şeklinde kendini gösteren bu sendrom en son dün kızımın ”Anneler Günü” gösterisini seyreden bende iyice kendini göstermiş oldu.

Günler öncesinden belirti vermeye başlamıştı aslında.

-Kızını izledik de, çok güzel dans ediyor, maşallah!

-Şiirini de çok güzel  tane tane okuyor!

denildikçe ” Dans etmeyi çok seviyor da ondan”, ”çabuk ezberliyor” gibi cümlelerle geçiştirsem de içimden, ”Kimin kızı!, ”Anasının kuzusu”  demedim değil hani. Sonra, kıyafetlerini giydikçe, salına salına yürüdükçe ” Maşallah analar ne evlatlar doğuruyor” demekten kendimi alamadım. (Şu sözü de araya sıkıştırayım: ”Dünyada, bir güzel çocuk vardır ve bütün anneler bu çocuğa sahiptir”:))

Neyse, işte o günden beridir, bu sendromun pençesindeyim. Kızım çıkınca dayanamaz ağlarım diyen ben, daha ilk çocuk çıkar çıkmaz gözyaşlarını tutamadı. Nasıl bir şeyse bu annelik, her çocuk için, kendini onun annesinin yerine koyuyorsun. Bir de  düşün bunu yapan, kendi çocuğu çıkınca ne yapar. Bir ara baktım, slayt gösterisinde öpücükler gönderen kızıma ben de gönderiyorum gözlerimdeki yaşları silmeye çalışarak.

Şiirler söyleniyor. Bir ara perde aralandı, çorabından tanıdım, sıra ona geldi. Bir heyecan, bir heyecan. Meğerse önünde iki çocuk daha varmış. Her ”Şimdi şiirini söylemek üzere…” dendiğinde yüreğim ağzıma geldi. O, şiirini söyledikçe ben içimden tekrar ettim. Sonra ben karıştırdım,unuttum. Neyse ki o kendi tabiriyle süper söyledi. Bütün program boyunca elimde mendil, su içerek kendimi sakinleştirmeye  çalıştım.

Ne de sulu gözlüymüşüm yahu! 

Bir ara kendime sendromdaş(!) aradım salonda ”Bir tek ben değil” demek için ama maalesef yok benim gibisi.:)

 Lütfen, söyleyin durumum çok mu vahim?

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Bir TV Devri Kapanmıştır Artık!

Çocuk doğunca masraflar artar, faturalar ikiye katlanır, bir hevesle olmadık eşyalar alınır, bir gün lazım olur diye bir köşeye sıkıştırılır. Dahası kendi çocukluğumuzda oynayamadığımız bebekleri, kamyonları çocuğumuz dünyaya gözünü açar açmaz alırız. Neredeyse çocuğuna hiç bir oyuncak almamış olarak geçinen bendeniz, evi oyuncaklar tarafından istila edilmiş halde görünce  ne yapsın? Nerden çıktı bunlar demez mi? Olan olmuş, dağılan dağılmıştır artık da keşke dağıtıldığı gibi toplansa. Hadi ondan vazgeçtim, dağıtıldığı gibi oynansa.  Oyuncaklar sanki sadece dağıtılmak için varlar. Oyuncak kovası, ters çevrilir, olmadı o minik ayaklar, bir o yana bir bu yana savrulur ve en yakın koltuğun altına gönderilir. Böylece bir oynama faslı biter, sıra asıl eğlenceye gelir. O da gerçek, yeni çağın teknolojik oyuncaklarıdır. Ne kadar engellemeye çalışsanız da onlar bir şekilde televizyonu, düğmesinden bir açar bir kapatır. Bir açar bir kapatır. Ha o arada siz yapma, aç şunu diye bir nevi çığlık atarsanız, o gene kapatır, gene açar. Kurtuluş için tek çare, odadan götürmek. Tabi bu süre birkaç saniye kadar ancak sürer. O minik ayaklar tıpış tıpış koşarak gelir ve kapının ağzından bakarak, en masum ses tonuyla ”Annne, anneeee! ” der siz de otomatik annelik  hareketiyle sarılırsınız. Disiplin, otorite …kuş olup uçar.

Lakin, evdeki bu elektronik eşyalara merak, ciddi boyutlarda masrafa yol açtı, açmaya da devam ediyor. Sevgili oğulcuğum, henüz yirmi bir aylık olmasına rağmen, kendisi bu güne dek, bir müzik setini, bir diz üstü bilgisayarı ve bir dijital fotoğraf makinesini kullanılamaz hale getirmiştir. Mobilya ve bilimum ahşap malzemeler üzerine bıraktığı kalıcı hasarları ve duvarlara çizdiği resimleri saymıyorum bile.

En son vukuatı da düğmesinden bir açıp bir kapatıp sersemlettiği televizyon oldu.  Aslında biz onun bu açıp kapamalar yüzünden bir gün emekli olacağını tahmin ediyorduk da böyle kendini yerde bulacağını, eminim, onun da aklına gelmemiştir.Yakında taşınacağımızı göz önünde bulundurarak, korkarım elimizi kolumuzu sallayarak, yanımızda bir parça eşya ile gideceğiz. :)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

BİZ MATEMATİĞE BÖYLE BAŞLADIK

Bu aralar Montessori eğitimi kavramı sıkça  karşılaşır oldum.  Merak edip bir araştırayım dedim ve gördüm ki  aslında benim evde yapmaya çalıştığım bir eğitim modeliymiş. Ezberci olmayan, neden-niçin sorularını dilinden düşürmeyen,  yaşamın içinden örneklerle, dokunarak, görerek, yaparak öğrenmeye dayalı ve asıl önemli olan çocuğu iyi tanıyıp, onun öğrenme hızına göre ilerlemek. Bu eğitim modelinin kendine göre eğitim materyalleri var ama sanırım bunların bir bölümü evde kendiniz de yapabileceğiniz ya da yaratıcılığınızı kullanıp benzer materyaller geliştirebilirsiniz. Hem bu yöntemle, çocuklarınıza yaratıcı düşünmeyi somut olarak göstermiş olursunuz. Bir taşla iki kuş misali:) Unutmayın çocuklar sizi taklit eder.

Gelelim, Sinem’le matematik sürecimize… Aslında matematik gibi soyut bir kavramı, somut kavramlar dönemindeki okul öncesi  bir çocuğa, hatta 2,5-3 yaşındaki çocuğa anlatmak zor. Neyse ki Sinem çok çabuk kavrayan ve unutmayan bir çocuk. Zaten ilk dikkatimi çeken bu özellikleri oldu.

Ezbere 10′a kadar saymayı öğrendikten sonra rakamları tanıma dönemine geçtik(2 yaş civarı). Artık hangisi bir, hangisi  beş, hangisi yedi gibi sorularla, kelimeleri, sembollere dönüştürdük. Bu aşamada, somut nesne olarak okey taşlarından yararlandım. Kırmızı  birleri, mavi ikileri, siyah üçleri dizdik.  Sinem’in tabiriyle bakkalcılık oynadık. Evde ne bu bulduysak satılacak, bakkal olarak hayal ettiğimiz köşemize yerleştirdik. Renkli kartonlara, fiyatlarını yazıp hayali müşterilerimiz için satışa sunduk. Ben,Bakkal  anne, Sinem alışverişe doymayan hanımefendi oldu:) Ayrıca çok zengindi. Bir çanta dolusu okey taşı parası vardı.:))

- Hoş geldiniz hanımefendi. Size nasıl yardımcı olabilirim?

-Hımm, ben şu kırmızı bebeği istiyorum. Kaç para acaba?

-Bir bakalım. Etiketinde 5 lira olduğu yazıyor.

-Tamam, alıyorum.

Bundan sonra kasa bölümüne geçiyoruz. Etiketi gösterip beş olduğunu söyledikten sonra okey taşlarından beş rakamını bulup veriyor. Eğer beş yoksa, daha büyük rakam vermesine yardımcı oldum.

-Oooo çok büyük para verdiniz. Buyurun üstü. İyi günler… Gene bekleriz….

-Teşekkür ederim. Hediye paketi yapıp, evime göndere bilirmisiniz acaba?

Sonra poposunu kıvıra kıvıra giderdi.:)

Tabi bu kız çocukları için uygun. Erkek çocukları için trafik oyunu olabilir. Kırmızı ışıkta geçtiği için, kemerini takmadığı için, hız yaptığı için trafik polisi tarafından ceza yazılabilir. Ödemesi de nakit alınır:) Böylece trafik kurallarını da öğretebilirsiniz. Yine bir taşla iki kuş misali:)

Sayıları ezbere bilen, rakamları tanıyan çocuk henüz sayıları kavram olarak anlamış sayılmaz.  Nesne saymayı bilmesi, istenen rakam kadar nesne verebilmesi lazım. Biz bu aşama için renkli boya kalemlerini kullandık.

-İyi günler. Ben kalem alacağım. Lütfen, iki kırmızı, üç yeşil, bir tane açık mavi, bir tane de mor, lütfen.

Bu arada ana renkler pekiştirilip, ara renkler kolaylıkla öğretilebilir. Zaten sizin öğretmenize gerek kalmıyor. Çocuğunuz kendisi öğreniyor. Siz sadece ona fırsat(!) verin. İmkan tanıyın. Merdiven çıkarken basamaklar sayılabilir. Dairelerin kapı numaraları takip edilebilir. Araba plakaları, ağaçtaki kuşlar, kedilerin sayısı… Hepsi matematik öğrenmek için yaşamdan örnekler.

Parmak sayma, ileri doğru sayma, geri doğru sayma da toplama çıkarma  için ilk adımlar.

Çocuğunu gözlemlemek , neyi anlayıp nede zorlandığını iyi anlamak gerekir. Ona göre ara vermek, başka bir oyunla devam etmek, gerekirse beklemeye geçmek… Hepsi ezberci olmayan, çocuk odaklı, öğrenme hızına göre ilerleyen Montessori eğitiminin bir parçası. Meğer, ben farkında olmadan bu eğitimi evde uygulamışım. En azından denedim. Galiba oldu:)))

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Anladım ki…

Anladım ki mutlulukların en büyüğü o zaman yaşanırmış. Karşılıksız sevmenin ve vermenin huzurunu yüreğinin en derinliklklerinde hissetmekmiş annelik.

İlk önce onu, her şeyden önce onu, kendinden çok onu düşünmekmiş annelik. Bir gülümsemeyle, dünyaları bile verseler bile aynı mutluluğa ulaşamamakmış.

Yirmi dört saatin aslında ne kısa bir zaman olduğunu anne olunca anladım. Aynı bir çok işi yapma becerisine ulaşsan da hiç bir işi yetiştirememekmiş ve yorgunluktan ayakta duramaasan da ona bakınca gözlerinin içi gülmekmiş annelik.

Sabrın ne büyük erdem olduğunu anne olunca anladım. Güçlenmekmiş günden güne, ve gün gelir de yüreğin parçalansa da dimdik ayakta durabilmekmiş annelik.

Büyümenin aslında bedenen olmadığını, onu kucağıma alınca  öğrendim ve anladım ki büyük insan olmak o kadar da kolay değilmiş.

Anneler sevgilerini paylaştırmaz çoğaltırmış. Bir annenin yüreğinde herkese yetecek kadar sevgi olabileceğini anne olunca anladım.

Anladım ki, dünyanın en güzel kokularını sürsem de, hiçbiri bana bebeğimin kokusu kadar yakışmıyor ve hiçbir şey onun varlığı kadar beni güzelleştirmiyor. 

Ne kadar ayakları üstünde durmasını istesen de, her ne kadar bir o da senin gibi yuvadan uçacağını bilsen de hep yanında kalmasını istemekmiş annelik.

…Ve anlamakmış anneni daha çok.

02.12.2010

Bunlar da ilginizi çekebilir: