Nereye Koyduysan Ordadır!

Bir hafta sonu daha “çalışan annenin ev temizliği sendromu” ile kapatmış bulunmaktayım. Nedir bu sendrom derseniz ,( ki kendilerinden hiç hazzetmediğim halde her hafta sonu bana muasallat oluyorlar), evi sil süpür, her odaya girişte  kendi kendine söylen, sonra bir güzel toparla temizle, çıkarken de bir daha dağıtılmaması etrafta yiyecek yenmemesi konusunu 1954682. kez hatırlat.  Bu işlemler sırasıyla her hafta sonu tekrarlanınca kronik sendrom halini alıyor. Ama söylemeden edemeyeceğim, pazar günü bir çılgınlık yapıp, balkonumdaki sardunyalarımla ilgilendim, hatta daha da fenası artık kendini ağaç olmaya adamış difenbahya bitkisi kesip bir şekle şemale soktum.

Evet yukarıda yazdıklarımda bir tuhaflık tadı var, kabul ediyorum ama neylersin durum vaziyet budur sevgili okur.  Şimdi de bu yazıyı yazarken bir taşla iki kış vurup, hem haftasonu sendromundan hem de pazartesi sendromundan kendimi kurtarmaya çalışıyorum.

Yazının başlığına  gelince, daha önce sevgili kızımın dağınıklığından, her saat başı kıyafet değiştirip, annesine küçük bir giysi dağı yarattığından bahsetmişimdir. Hatta bazen evin bilimum kısımlarına bıraktığı çorap , şort, t-shirt ipuçlarıyla bir dedektifçilik oyunu  bile geliştirebilirsiniz. Yapılan uyarıların, hatırlatmalrın işe yaramadığını bu yazının ortaya çıkmış olmasından anlamışsınızdır.

Hafta sonu hazır çocuklar bilgisayarda bir şeyle karıştırırken, karı-koca iki çift laf edebilelim diye  kahvaltı  sofrasından kalmamaya çalışıyoruz. Ne düşüyorsak artık? Büyü bozulcak falan mı? :) Komik geliyor ama, benim bıdıklardan bir tanesi mutlaka gelir, bir şeyler ister,  bir şey için çağırır, tuvallette her işini kendi yapıyor olmasına rağmen tuvalete gidiyorum diye rapor verir, ( istesen yapmaz), olmadı gelir kucağıma oturur saçımla oynar, biz de öylece kalakalırız. “Biz ne konuşuyorduk yahu?”

Gene benzer bir vaziyette kolumdan çekilip salona zorla götürlmüş ve bir çocuk şarkısı dinlemeye mecbur edildim. Aaa baktım pek hoş, tanıdık bir müzik…  sözler pek manalı …:) Tam bizlik. Zaten bu sözler neredeyse her gün tekrarlanıyordu. Bari müzikle olsun da sanatsal bir yönü olsun değil mi?

-Annnne , aaannnee!

-Çoarabım nerde annneee!

-Nereye koyduysan ordadır!

-Eee nerdeeee, eee neeeerde!

-Nereye koyduysan ordadır!

Tinky, Minky, Kukuli çizgi filminde yer alan bir şarkı. Daha önce rastlamamıştım. Çok beğendim. Hatta anaokul öğretmeni olsam da çocuklarla bu şarkıların dansını yapsak eğlensek ne güzel olur dedim. Hem eğlenceli hem eğitici. İşte şarkılardan bizim beğendiklerimiz. Eşimle sohbetimiz yarıda kaldı ama çocuklarla eğlendik dans ettik, en azından sonraki yarım saattte muhabbeti bölmediler.:)

 

 

 

Renk Renk Yağmur Taneleri

DSCN1795Bir faaaliyet ancak bu kadar sürer. Taaa… yazdan, geçen güne kadar.  Hemen gözünüz korkmadan söyleyeyim bu tamamen bir vernik işi. Yani bendeniz, önce günlerce vernik almayı unutup, daha sonra da faaliyeti tamamen unutup bu günlere  kadar geldik. Neyse ki geçen gün, benim faaliyet cadım gene faaliyet, faaaliyet diye tutturunca halihazırda yarım kalmışı önüne koyuverdim. Abla kardeş tamamladılar. Aradan kaç  gün geçmiş derseniz… Şöyle diyeyim, resimlerde  gördüğünüz üzere, benim minikler kolsuz elbiseli ve şortlu görünürken, bitiş günü olarak tabir ettiğim geçen gün, Kasım’ın 17′sine denk gelmekte. :)  Fazla söze gerek yok. Resimler herşeyi anlatacak.  Umarım, size de  çocuklarınızla geçireceğiniz eğlenceli saatler için bir fikir verir.

Malzemeler:

  • Tual
  • Renk renk pastel boyalar
  • Kalem tıraş
  • Tutkal
  • Resmin ortasına konulacak siyah- beyaz resim fotokopisi

DSCN1567DSCN1586DSCN1614DSCN1603DSCN1635DSCN1793

 

Suluboya-Tuz Tekniği ve Bir Annenin Serzenişi

Bakmayın başlıkta teknik diye yazdığıma. Tamamen her şeyi bilen Google hazretlerinin arama sonuçlarından çıkan sonuç . Yoksa biz teknik meknik pek anlamadık bu çalışmayı yaparken. Ama çocuklar pek bi eğlenmiş olacaklar ki akşam gene “Sana süprriz bir çalışma yapacağız” deyip kendilerince karıştırdılar, boyadılar rengarenk bir şeyler yaptılar. Zaten ne yaparlarsa süpriz niyetine yapıyorlar, gözümün önünde! Herhalde anneleri için  bir şeyler yapmak süpriz kadar heyecanlı bir şey!

Şimdi ben bir şey anlamadık dediysem de böyle bir boyama tekniği olmadığı anlamına gelmiyor. Elbetteki var. Sulu boya kağıda tatbik edildikten sonra üzerine tuz serpilerrek güzel bir doku oluşturulur. Ayrıntılar için buraya bakabilirsiniz. Biz tuval üzerine ilk önce tamamen gelişigüzel bir şekilde yapıştırıcı ile desenler yapıp kuruması için bir gece beklettik. Sonra istenilen renklerde suluboyalarlarla boyayıp üzerine tuz serptik. 

DSCN1743DSCN1744DSCN1746DSCN1747DSCN1755

Ben bir şey anlamadım bu resimden diyenlere küçük bir hatırlatma niyetine söylüyorum. Yaptığımız çalışma biri 3 yaşında biri 6 yaşında iki faaliyet delisi çocuğun elinden çıkmış bir ekip çalışmasıdır. Tamamen “İçimde öyle geldi, böyle yaptım” ifadesinin bir örneği. En azından okulların başlamasıyla, doğduğundan beri süper ötesi bilgisayar çizimi resimleri boyamaktan bıkmış çocuklar için bir derin bir nefes alış oldu bence.  Ziyadesiyle annelerine de yaradı. Çünkü  bu anne yani bendeniz bu süper çizilmiş resimleri boyamanın çocuğa ne fayda sağladığını anlayamıyor. Yaratıcılığın bu hazır resimlerin neresinde olduğunu idrak edemiyor ve özgünlüğü, hayal gücünü, 30 çocuğun boyadıkları aynı elbisesinin farklı renklerinde bulmaya çalışıyor. Bu tür boyamlarda güzel resim yapmış olmanın tek kriteri çizgilerin dışına çıkmadan ve hiç beyaz yer kalmayacak şekilde boyamak olduğunu bilmesine rağmen ve sevmemesine rağmen, çocuğunun boyamaktan sıkıldığını göre göre gene çocuğuna hatırlatmak zorunda olduğu için kendisiye çelişmenin huzursuzluğunu yaşıyor.

Keşke ellerinde sadece boş beyaz bir sayfa olsa. Hepsi gönüllerince bir şeyler çizseler, karalasalar, boyasalar. Benim kelebeğim benim arabam güzel olmuyor diye üzülmeseler. Bu benim hayalim, bu benim resmim diyebilme özgürlüğünü tatsalar. 30 kişilik sınıfta 30 farklı resim olsa, birbirilerinin resimlerine bakarak daha çok şey öğrenmezler mi? Amaç el kaslarını geliştirmekse,  bu usul amaca daha çok yakışmaz mı?   

Bunlar da ilginizi çekebilir:

 

Mandala, Küçülen Kağıt ve Sabırlı Olmasılın Anne!

“Sabırlı olmasılın Anne! Çünkü sabrettiğin zaman, verdiğin emeklerin karşılığını alırsın ve mutlu olursun. Bir şeyi istiyorsan onun için çabalamalısın.”

Bu sözler anne sözcüğünden anlaşılacağı üzere doğrudan evladım tarafından bendenize(!)  söylenmiş sözler. O anda gecenin bir vaktinde küçülen kağıtlara mandala boyamaktan sıkılmış olan ben, şöyle başının üstünde ünlem işaretleri uçuşsa da hiç bozuntuya vermeden “Hımm, bunlar benim sana söylediğim sözlere benziyor  Sinemciğim ama… dedim gerisi getiremedim. Çünkü cevap daha hızlı geldi.

“Hayır anne! Okuduğum kitapta öyle yazıyordu. Ayıcık Nanu annesini görmek için sabırsızlanıyordu, ona bir süpriz yapmak istiyordu…

Tabi ben şaşkın…Eşime baktım. O da bana,”Yaa işte böyle!” bakışı fırlattı.:) İşte böylece bu günü, çocuğumdan öğüt aldığım ilk gün olarak annelik tarihime not düştüm. Meğer benim kızım ne kadar da büyümüş.

 

20130403_19424120130404_215152Gelelim bu konuşmanın geçtiği faaliyetimize. Kırtasiyeden değişik bir faaliyet olsun ve her akşam, “Bugün ne faaliyet yapacağız” diye tutturan çocuklarımı belki bir süreliğine oyalar diye almış olduğum küçülen kağıtlarla ilk denemiz harika sonuç verince, hemen bunu başka bir çalışmayla birleştirerek daha kapsamlı hale getireyim dedim. Mandala boyama ile küçülen kağıdı birleştirip kendimize, kolye ucu ve buzdolabı süsü yapmaya karar verdik kızımla. Oğlum da çalışmaya dahil olmaya çalışsa da mandala boyamak onun için fazla sakin bir uğraş geldi ve dayanamayarak şöyle hızlıca karaladı. Sonra da kendi kendine yaptığı çalışmayı beğenmedi. Hatta dedesinin” Harika olmuş, oğlum” sözlerine, ” Hayır hiç de güzel değil. Bunun neresi güzel dede, burası da…., burası da…. karalandı”, diyerek tepkisini ortaya koydu. Siz siz olun, onların iyilikleri için de olsa çocukları kandırmaya çalışmayın. Gerçi, bir sonraki akşam yaptığı çalışma gene karalama olsa da bu kez beğendi. Babasının ” Oğlum karalamışsın sadece” sözlerine,”  Hayır, baba, bak güzel olduuu” diyerek gene tepki gösterdi. Şimdi ne desem ki bilemedim. Demek ki, insan, kendi yaptığından memnun olduktan sonra veya tam tersi memnun olmadıktan sonra, başkalarının sözleri o kadar önemli değil. İlk önce sen, yaptığın işi beğeneceksin.

 

İşte böyle nükteli bir çalışmaydı bizimkisi. İlkinde güzel bir sonuç almanın heyecanıyla atılmış olduğumuz küçülen kağıt ve mandala boyama çalışması ikince aynı sonucu vermedi. Zira almış olduğum kağıt diğerine göre daha şeffaf ve inceydi. Hem boyaması zordu hem de fırınlama esnasında kıvrıldı. Sonra da düzeltmek mümkün olmadı. Bu nedenle bir önceki çalışmamızdan kalan kalın ve bir tarafı beyaz kağıda tekrar mandala çizdik ve boyadık. Bunda da kıvrılma olunca, anladık ki sırf kağıdın inceliğinden değil, çizdiğimiz şeklin de büyüklüğünden. Bilir kişi gibi çalışıp sonuçta en uygun çalışma için gerekenleri belirledik. Bir yüzü beyaz küçülen kağıt ve çok da büyük olmayan bir mandala. Vee işte sonuç:)… demek vardı şimdi ama ben kızım öğüdü tutamadım. 3 denemeden sonra sabrım kalmadı. Neyse, biz çalışmamızdan çok şey öğrendik.

Çocuklar için mandala örnekleri burada

Mandalayı yakından tanımak isteyenler için ayrıntılı bilgi burada

Bunlar da ilginizi çekebilir:

 

Baloncuklarla Sevdiklerimize…

Malum, bugün  14 Şubat.  Biz, bunu sevenler günü olarak yorumladık ve her akşam daha  ilk lokmam ağzımdayken faaliyet diye tutturan miniklerimle sevdiklerimize ithafen kartlar hazırladık. Biraz oynayalım, biraz eğlenelim, sonra da kesip yapıştıralım dedik. Ancak mümkün müdür ki 2.5 ve 5.5 yaşındaki iki bıcırığa,” Biraz bekleyin, şu işimi bitireyim de sonra yapalım”, demek. Hadi, siz de benim gibi direndiniz ve biraz daha zaman için ısrar ettiğiniz, onlar da ” Ne zaman, ne zaman” baskılarına devam ederler. İtiraf ediyorum, pes eden ben oldum. Bu nedenle birazdan göreceğiniz çalışma, mutfak ortamında, bir yandan tenceredeki yemeği kontrol edip salata yaparken, çocuklara” Aman boyalara dikkat!”, ”Sadece üfleyeceksiniz, içinize çekmek yok!” sözleri arasında binbir zorlukla tamamlanmıştır. Tabi bu uyarılar işe yaradı mı? Nerdeee! Boyalara dikkat” cümlesi tamamen ters anlaşılmış olacak ki, beyaz masa örtüsü rengarenk oldu. Sayfalar yırtılıncaya kadar boyadılar ama sonunda da rahatladılar. Sanki içlerinde bir enerji birikmesi olmuş, yavrucakların. Böyle, her tarafı talan edince, koltuklara rahatlamış bir şekilde serildiler. Ohh, iyi geldi.:))

Gelelim faaliyetimize…

057067Önce renkli baloncuklar yapalım dedik. Yaklaşık  bir çorba kaşığı bulaşık deterjanının içine biraz gıda boyası kattık ve sulandırdık. Sonra hepimizinin çok iyi bildiği gibi, pipetlerden üfleyerek balocuklar oluşturduk. Çocuklar bu kısımda çok eğelendiler. Nerdeyse bir saat boyunca baloncuk yapıp  durdular.  Ancak baloncuk yaparken çok dikkatli olun ve çocuklarınızı kontrol edin. Gerekiyorsa her seferinde ”üfle” diyerek yanlışlıkla içine çekmesini önleyin ya da çocuğunuz bunu uygulayamayacak kadar küçükse siz yapın. Gerçi büyük, küçük farketmiyor. Çünkü ben oğlum için, içine çeker diye tedirgin olurken, kızım, ağzına kaçırdı.(!) O yüzden Lütfen Dikkat, diyorum.

065069

Sonra oluşan renkil baloncukların üzerine kağıt kapatarak, desenlerin kağıda geçmesini sağladık. Değişik şekillerde keserek ”sevgi” temalı kartlarımızı hazırladık.:) Biz çok eğelndik, umarım siz de çocuğunuzla keyifli vakit geçirirsiniz.:)

072073

NOT: Oğlumun da faaliyetlere katılıp sevmesi beni çok mutlu ediyor. Biraz yırttı yaparken ama bence çok güzel oldu. Yukarıdaki resimde küçük kart ona ait.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Anı Kutusu

Çocuklarımız gözlerimizin önünde büyüyor ve ne acıdır ki biz, bunu sadece vakit bulup da, çektiğimiz fotoğraflara bakarken veya bir aile videosunu izlerken fark ediyoruz. Kızım daha beş buçuk , oğlum henüz iki buçuk yaşında olmasına rağmen, ne kadar da hızlı büyümüşler diyorum fotoğraflara bakarken. Evet, geleceğe güzel anılar, paylaşılmış güzel duygular bırakmak, bırakabilmek insan için en büyük hazinelerden biri olsa gerek. Bir de bunları saklayabilmek  tabi ki. Çünkü insanoğlunun hafızası unutmam dediği şeyleri bile  unutup, zamana yenik düşebiliyor.  Bugünlerde bunun farkına daha çok varıyorum. yeniden iş hayatına dönmem birlikte, çocuklarımla birlikte geçirdiğim zaman azaldı ve her ne kadar günler yavaş geçiyor gibi görünse de bir bakmışız ki yıllar akıp gitmiş. Hiç bir gün birbirinin aynı değil. O nedenle her günü, bir daha yaşamayacağımızı bilerek yaşamak, hem kötü geçen günler için kurtarıcı hem de güzel geçen günler için farkındalığı artırıcı etken olabilir.

Bir kutu… Geçmişi geleceğe taşıyabilecek, anıları saklayabilecek birer anı kutusu hazırlıyorum çocuklarıma. Kızıma çoktan hazırladım. Şimdi güzel anılar biriktiriyorum içine. İlk doğum fotoğrafları, ilk uçak bileti, ilk dişi, ilk adımları, ilk gülümsemesi, ilk sözcüğünü içeren notları, çizdiği ilk resim, doğum günü mesajları, okuldaki ilk şiiri, ilk karnesi, aşıları… Aslında düşününce ne kadar çok şey var konulabilecek bu kutu içine. Fotoğraflarını bir albümde  biriktirmek yerine renkli fon kağıtlarına yapıştırıp, süsleyerek saklıyorum. Oğlum için henüz başlamadım.  İlk yapacağım şey fotoğraflarını bastırıp süslemek. (scrapbooking) Daha sonra anıları kutuya yerleştirmek. Çok sevdiğim bir hobi olan scrapbooking’i de bu vesileyle sizlere duyurmuş oldum. :)

Çocuklarınız için, kendiniz için geleceğe güzel anılar bırakmanız dileğiyle…

121

122

Bu akşam oturup ailecek fotoğraflara baktık. İnsan hiç çocuğunun küçüklüğünü unutabilir mi? Ama biz aradan sadece beş yıl geçmiş olmasına rağmen, kızımızın ne kadar büyüdüğünü fotoğrafların bakınca anladık. Her hali çok çok güzelmiş! Allah, bütün çocukları annelerine babalarına bağışlasın. 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Çocuklar İçin Mantık Bulmacaları

1046-cocuk-ve-zeka1-3fMantık bulmacalarının çocukların düşünme becerilerini geliştirdiği, problem çözme yeteneklerini artırdığı ve olaylar karşısında farklı bakış açıları geliştirerek , alternatif çözümler üretme becerilerini geliştirdiği biliniyor. Ancak çocuklar için hazırlanmış mantık bulmacaları o kadar az ki belki de hiç yok demek daha doğru olacak. Bu sene zeka oyunları dersini de 5 . sınıflar için konulduğunu görünce üzülmedim desem yalan olur. Çünkü, 0-6 yaş önemine dikkat çekilirken çocuğun öğrenme hızının en yüksek olduğu dönem olarak tanımlanmasına karşılık , çocuklarımızla eğitim açısından en az ilgilendiğimiz dönem olarak karşımıza çıkmakta. Oysa, oyunlarla, çocuğun oyunla öğrenme yeteneğinden yararlanarak, eğlenerek  düşünme becerileri, dil gelişimi, sosyal ve psiko-motor becerileri desteklenebilir.

Daha önce 3 tane kendi hazırladığım soruları yayınlamıştım. Ondan sonra da bir kaç tane hazırladım ama yayınlama imkanı bulamadım. En sonunda son  hazırladıklarımdan bir tanesini yayınlıyorum. Konusu oyuncak arabalarla ilgili. Dolayısıyla erkek çocukların ilgisini daha çok çekebilir. Kızlar için hazırladığımı bir sonraki yayın sırasında.:)  Çözerken, çocuğunuzun bilişsel hazırbulunşuluğuna dikkat etmelisiniz. Çözebilecek yaştaysa onun düşünmesine imkan verip, zorlandığı yerde birlikte sesli düşünüp sonuca varabilirsiniz. Kendi çözemeyecek durumdaysa, çocuğunuz yanınızdayken siz çözün ve sesli düşünerek onun dikkatini çekip çözüme dahil edebilirsiniz. Sonunda size yardımcı olduğu için teşekkür etmeyi unutmayın. 

Çözüm için anne babaya öneriler:

Büyük yaştaki çocuklar için kağıt kalemle, grafik oluşturarak çözmek yeterli olabilirken küçük yaştakiler için, çözümü kolaylaştırmak için oyuncak arabalarından, yararlanabilirsiniz. Yoksa soru sayfasını çoğaltıp resimleri kesin ve ipuçlarının ifadesine göre resimleri gruplayabilirsiniz.

Zihninin açık olsun:)

Mantık Bulmacası için aşağıdaki linke tıklayın:

HEDİYELERİ KİM VERDİ?

 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Günler, Haftalar, Aylar

indir (1)Bu aralar takvime takmış durumdayız. Merak etmeyin Maya takvimi, kıyamet meselesi değil. :) Biz miladi takvimi öğrenmeye çalışıyoruz. Hani şu bildiğimiz, 365 günlü, 52 haftalı, 12 aylı takvim. Çocuklar için takvim, birçok şeyden daha soyut geliyor. Yani ben, kızımda bunu gözlemledim. 1-2 gün babasıyla çalışmışlar ama pek ilerleme yok. Sonra aklıma onun yaşına uygun bir şekilde anlatmak ve ezberlemeden kavrayabilmesi sağlamak için günleri haftaları ayları bir hikayeyle anlatmak geldi. İlk önce neden insanlar takvime ihtiyaç duymuşlar, bu konu üzerinde konuştuk. Daha sonra hikayeye geldi sıra.  Sonra da bu hikayeyi resimleştirdik. İşte takvim hikayesi;

”Zamanın birinde, GÜNLER çok sıkılmış, birlikte tatile çıkalım demişler. Tam 365 GÜN birlikte yola çıkmışlar. İlk uğradıkları yer TAKVİM kasabasının 1 YIL oteliymiş. GÜNLER her biri ayrı odada kalacak şekilde otelin ilk katına yerleşmişler. Birbirinden güzel tam 365 odada kalıyorlarmış. GÜNLER burada çok güzel vakit geçiriyorlarmış ta ki sonbahar yağmurları nedeniyle 1 YIL otelinin ilk katını su basma riskine karşı boşaltma kararına kadar. GÜNLER otelin ikinci katına geçmeye karar vermişler. Otelin 2. katı HAFTALAR katıymış. Burada oda sayısı 1. kata göre daha azmış ama daha büyüklermiş. 52 HAFTA odası varmış ve içinde 7 GÜNÜN kalabileceği kadar yer varmış. GÜNLER 7 şer 7 şer bu odalara yerleşmişler ve tatillerine devam etmişler. Bir gün 365 günden 7. si,

-Ben, çevreyi daha çok görmek istiyorum. Biraz daha yüksekten bakalım mı etrafa, diye bir öneride bulunmuş arkadaşlarına.    

images (3)Arkadaşları da bu fikre bayılmış ve hep birlikte üst kata yani AYLAR katına yerleşmişler. Buradaki oda sayı çok daha azmış. Sadece AY odası varmış ama bu odalar çok daha büyükmüş. Her odada farklı sayıda yatak varmış. Günler de düzenlerini bozmadan bu odalara yerleşmişler. KIŞ Günleri KIŞ köşesindeki ARALIK OCAK ŞUBAT odalarına, İLKBAHAR köşesindeki odalara MART NİSAN MAYIS günleri, YAZ köşesindeki odalar da HAZİRAN TEMMUZ AĞUSTOS günleri, SONBAHAR köşesinde de sonbahar ayları EYLÜL EKİM KASIM günleri yerleşmiş. Kış günleri karlar içindeki bembeyaz, süslü, rengarenk yıl başı ağaçları ile dolu odaları nı çok sevmişler. Doyasıya kar topu oynayıp eğlenmişler. Aralık ayı odasında, 31 gün varmış. Ocak ayında 31, Şubat ayında 28 gün kalıyormuş. İlkbahar günleri de odalarını çok beğenmişler. Her yerde rengarenk çiçekler varmış. Kuş cıvıltıları ile neşe içinde eğleniyorlarmış. Mart ayında yine 31 gün, Nisan ayı odasında, 30 mayıs ayı odasında da 31 gün kalıyormuş. Yaz ayları da odaları çok sevmişler. Çünkü onların da odaları tam da onların sevdikleri gibi sımsıcak güneşin ısıttığı, deniz manzaralı odalarmış. Yaz aylarını ilki olan Haziran odasında 30 gün, Temmuzda 31 ve Ağustos ayı odasında da 31 gün kalıyormuş.  Sonbahar aylarının odalarında ağaçlardan dökülmüş sarı, kahverengi yapraklarla süslüymüş. Arada sırada yağmur da yağabiliyormuş. Bu nedenle sonbahar günlerinin yanında hep şemsiyeleri varmış. Sonbahar köşesinde Eylül Ekim ve Kasım  aylarının odaları varmış. Eylül ayında 30, Ekim ayında 31, Kasım ayında da 30 gün varmış. GÜNLER ,  YIL otelinde çok güzel vakit geçirmişler ve tam bir yıl boyunca çok mutlu anlar paylaşmışlar.”

indir

Kızım hikayeyi çok sevdi. İlgiyle dinledi ve resimleri de çizince daha iyi kavradığına eminim. Şimdi aradan birkaç gün geçmesini bekliyorum. Bakalım hikayenin ne kadarı aklında kalmış. Takvimi kavrayabilmiş mi bir değerlendirme yapacağız.:)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Maddenin Üç Hali Üzerine

Biraz maddelerin üç hali üzerine konuşalım çocuklarla dedim halihazırda yağmur, bulut kar mevsimi gelmişken. suyun üç halini çizgi filmlerden olsa gerek gayet güzel anlamış. O zaman erime, donma, buharlaşma olaylarını gözlemlemek çok daha eğitici olacak. Bunun için erimeyi gözlemlemek için deney hazırlıklarına başladık. Erime olayını aha güzel fark etmek için içine gıda boyası katarak buz kalıplarında dondurduk.  Suyun nasıl donup katılaştığını gördükten sonra oluşan renkli buz kalıplarını ılık su bulunan büyükçe bir bardağa koyarak erimesini sağladık. Normalde buzun su içinde erimesi net gözlemlenemiyor. Bizim buzun renkli olması su içinde çok güzel renk dalgaları oluşturarak erdiği için çocukların ilgisini çekti. Defalarca tekrarladılar.  Oğlum bile öğrenmiş.” Anne buz eridi, buz eridi” deyip durdu. Sonra yoğun istek üzerine eriyen buzlar koca bardağın içinde tekrar donmak üzere buzluğa yerleştirildi. Bakalım nasıl olacakmış? Merak ediyorlarmış. Onlara eğlence olsun.:)

020021

026Bunlar da ilginizi çekebilir:

Yolculuklar ve Öğrenmeler

017Anneler  iyi bilirler. Yolculuk esnasında çocukları oyalamak zordur. Hani bebek olsalar arabanın motor sesiyle uyumak bebekler için keyif verici. Arabaya biner binmez gözleri kapanıverir. Ama biraz daha büyüyünce işler değişiyor. Artık onları oyalamak, anneler için büyük bir sorun haline geliyor. hele bizim gibi yolculuklarınız, arabayla 11 saati buluyorsa. İşte bir yol hikayelerimiz de böyle başladı. Kızımı oyalamak için,” Ah şu dağa bak, atı gördün mü, aaa ne güzel kuşlar varmış!,” sözleri bir süre sonra işe yaramaz oldu. Neyse ki sayıları öğrenmişti o günlerde. Bu defa sayı saymaya başladık. Birer, birer, onar onar bine kadar, ikişer ikişer yüze kadar.  Gün geldi bunlar artık sıkıcı hale. Okumaya başlayınca, bak tabelada Ankara şu kadar kilometre yazıyor az  kaldı,  İstanbul’a bu yoldan gidiliyormuş gibi oyalama çabaları ile şehir kavramı gelişti ve buna plaka merakı başlayınca ”Anne bak, bu araba İstanbul’danmış, bu Ankara’danmış” gibi plaka merakı ile anasının kızı olduğunu:) belli etti ve plakaları öğrenmeye başladık. Madem ilgisini çekiyor, bir Türkiye haritası yap-bozu ile bunu iyice öğrenelim dedik. Bugünlerde harita oyunları oynuyoruz. Hem şehirlerin isimlerini hem yerlerini, komşuları öğreniyoruz. Hem de plakaları ile konumları… 

Yani bir yap-boz oyuncağından beklemediğim bir öğrenme malzemesi çıktı. 

Önce ele alınan parçada yer alan şehrin ismini okuyor.

Yerini biliyorsa yerleştiriyor, bilmiyorsa ben ipucu veriyorum. Mesela Türkiye’nin güneydoğusunda, Malatya’nın kuzeyinde ya da Ankara’nın kuzey komşusu gibi. Böylece yönleri de oyunla öğrenmiş olduk.  Plakaları da kardeş şehirler şeklinde öğreniyoruz. Mesela İstanbul 34, kardeş şehri 43 Kütahya, Ankara 06, kardeş şehri 60 Tokat gibi…

Eğlenerek, oyunla öğrenme başarılı sonuçlar veriyor. Yoksa 5 yaşındaki çocuğa al bunu öğren desen pek keyif alacağını sanmam ama oyunla kendisi istiyor. Farklı bir plaka görünce kendisi merak edip soruyor.

İşte yol hikayeleri başlayan öğrenme  ve öğretme etkinlikleri. Kızımın sayesinde bir çok öğretme metodu keşfettim. Hatta aritmetik yaparken bile ben bunu öğrenciliğimde niye böyle yapmadım dediğim pratik yolları birlikte bulduk. Herkesin öğreneceği bir şeyler var bu hayatta. Bazen öğrendiğiniz kişi 5 yaşındaki çocuğunuz bile olabilir.

005014

Bunlar da ilginiz çekebilir: