Renk Renk Yağmur Taneleri

DSCN1795Bir faaaliyet ancak bu kadar sürer. Taaa… yazdan, geçen güne kadar.  Hemen gözünüz korkmadan söyleyeyim bu tamamen bir vernik işi. Yani bendeniz, önce günlerce vernik almayı unutup, daha sonra da faaliyeti tamamen unutup bu günlere  kadar geldik. Neyse ki geçen gün, benim faaliyet cadım gene faaliyet, faaaliyet diye tutturunca halihazırda yarım kalmışı önüne koyuverdim. Abla kardeş tamamladılar. Aradan kaç  gün geçmiş derseniz… Şöyle diyeyim, resimlerde  gördüğünüz üzere, benim minikler kolsuz elbiseli ve şortlu görünürken, bitiş günü olarak tabir ettiğim geçen gün, Kasım’ın 17′sine denk gelmekte. :)  Fazla söze gerek yok. Resimler herşeyi anlatacak.  Umarım, size de  çocuklarınızla geçireceğiniz eğlenceli saatler için bir fikir verir.

Malzemeler:

  • Tual
  • Renk renk pastel boyalar
  • Kalem tıraş
  • Tutkal
  • Resmin ortasına konulacak siyah- beyaz resim fotokopisi

DSCN1567DSCN1586DSCN1614DSCN1603DSCN1635DSCN1793

 

About these ads

Suluboya-Tuz Tekniği ve Bir Annenin Serzenişi

Bakmayın başlıkta teknik diye yazdığıma. Tamamen her şeyi bilen Google hazretlerinin arama sonuçlarından çıkan sonuç . Yoksa biz teknik meknik pek anlamadık bu çalışmayı yaparken. Ama çocuklar pek bi eğlenmiş olacaklar ki akşam gene “Sana süprriz bir çalışma yapacağız” deyip kendilerince karıştırdılar, boyadılar rengarenk bir şeyler yaptılar. Zaten ne yaparlarsa süpriz niyetine yapıyorlar, gözümün önünde! Herhalde anneleri için  bir şeyler yapmak süpriz kadar heyecanlı bir şey!

Şimdi ben bir şey anlamadık dediysem de böyle bir boyama tekniği olmadığı anlamına gelmiyor. Elbetteki var. Sulu boya kağıda tatbik edildikten sonra üzerine tuz serpilerrek güzel bir doku oluşturulur. Ayrıntılar için buraya bakabilirsiniz. Biz tuval üzerine ilk önce tamamen gelişigüzel bir şekilde yapıştırıcı ile desenler yapıp kuruması için bir gece beklettik. Sonra istenilen renklerde suluboyalarlarla boyayıp üzerine tuz serptik. 

DSCN1743DSCN1744DSCN1746DSCN1747DSCN1755

Ben bir şey anlamadım bu resimden diyenlere küçük bir hatırlatma niyetine söylüyorum. Yaptığımız çalışma biri 3 yaşında biri 6 yaşında iki faaliyet delisi çocuğun elinden çıkmış bir ekip çalışmasıdır. Tamamen “İçimde öyle geldi, böyle yaptım” ifadesinin bir örneği. En azından okulların başlamasıyla, doğduğundan beri süper ötesi bilgisayar çizimi resimleri boyamaktan bıkmış çocuklar için bir derin bir nefes alış oldu bence.  Ziyadesiyle annelerine de yaradı. Çünkü  bu anne yani bendeniz bu süper çizilmiş resimleri boyamanın çocuğa ne fayda sağladığını anlayamıyor. Yaratıcılığın bu hazır resimlerin neresinde olduğunu idrak edemiyor ve özgünlüğü, hayal gücünü, 30 çocuğun boyadıkları aynı elbisesinin farklı renklerinde bulmaya çalışıyor. Bu tür boyamlarda güzel resim yapmış olmanın tek kriteri çizgilerin dışına çıkmadan ve hiç beyaz yer kalmayacak şekilde boyamak olduğunu bilmesine rağmen ve sevmemesine rağmen, çocuğunun boyamaktan sıkıldığını göre göre gene çocuğuna hatırlatmak zorunda olduğu için kendisiye çelişmenin huzursuzluğunu yaşıyor.

Keşke ellerinde sadece boş beyaz bir sayfa olsa. Hepsi gönüllerince bir şeyler çizseler, karalasalar, boyasalar. Benim kelebeğim benim arabam güzel olmuyor diye üzülmeseler. Bu benim hayalim, bu benim resmim diyebilme özgürlüğünü tatsalar. 30 kişilik sınıfta 30 farklı resim olsa, birbirilerinin resimlerine bakarak daha çok şey öğrenmezler mi? Amaç el kaslarını geliştirmekse,  bu usul amaca daha çok yakışmaz mı?   

Bunlar da ilginizi çekebilir:

 

Mandala, Küçülen Kağıt ve Sabırlı Olmasılın Anne!

“Sabırlı olmasılın Anne! Çünkü sabrettiğin zaman, verdiğin emeklerin karşılığını alırsın ve mutlu olursun. Bir şeyi istiyorsan onun için çabalamalısın.”

Bu sözler anne sözcüğünden anlaşılacağı üzere doğrudan evladım tarafından bendenize(!)  söylenmiş sözler. O anda gecenin bir vaktinde küçülen kağıtlara mandala boyamaktan sıkılmış olan ben, şöyle başının üstünde ünlem işaretleri uçuşsa da hiç bozuntuya vermeden “Hımm, bunlar benim sana söylediğim sözlere benziyor  Sinemciğim ama… dedim gerisi getiremedim. Çünkü cevap daha hızlı geldi.

“Hayır anne! Okuduğum kitapta öyle yazıyordu. Ayıcık Nanu annesini görmek için sabırsızlanıyordu, ona bir süpriz yapmak istiyordu…

Tabi ben şaşkın…Eşime baktım. O da bana,”Yaa işte böyle!” bakışı fırlattı.:) İşte böylece bu günü, çocuğumdan öğüt aldığım ilk gün olarak annelik tarihime not düştüm. Meğer benim kızım ne kadar da büyümüş.

 

20130403_19424120130404_215152Gelelim bu konuşmanın geçtiği faaliyetimize. Kırtasiyeden değişik bir faaliyet olsun ve her akşam, “Bugün ne faaliyet yapacağız” diye tutturan çocuklarımı belki bir süreliğine oyalar diye almış olduğum küçülen kağıtlarla ilk denemiz harika sonuç verince, hemen bunu başka bir çalışmayla birleştirerek daha kapsamlı hale getireyim dedim. Mandala boyama ile küçülen kağıdı birleştirip kendimize, kolye ucu ve buzdolabı süsü yapmaya karar verdik kızımla. Oğlum da çalışmaya dahil olmaya çalışsa da mandala boyamak onun için fazla sakin bir uğraş geldi ve dayanamayarak şöyle hızlıca karaladı. Sonra da kendi kendine yaptığı çalışmayı beğenmedi. Hatta dedesinin” Harika olmuş, oğlum” sözlerine, ” Hayır hiç de güzel değil. Bunun neresi güzel dede, burası da…., burası da…. karalandı”, diyerek tepkisini ortaya koydu. Siz siz olun, onların iyilikleri için de olsa çocukları kandırmaya çalışmayın. Gerçi, bir sonraki akşam yaptığı çalışma gene karalama olsa da bu kez beğendi. Babasının ” Oğlum karalamışsın sadece” sözlerine,”  Hayır, baba, bak güzel olduuu” diyerek gene tepki gösterdi. Şimdi ne desem ki bilemedim. Demek ki, insan, kendi yaptığından memnun olduktan sonra veya tam tersi memnun olmadıktan sonra, başkalarının sözleri o kadar önemli değil. İlk önce sen, yaptığın işi beğeneceksin.

 

İşte böyle nükteli bir çalışmaydı bizimkisi. İlkinde güzel bir sonuç almanın heyecanıyla atılmış olduğumuz küçülen kağıt ve mandala boyama çalışması ikince aynı sonucu vermedi. Zira almış olduğum kağıt diğerine göre daha şeffaf ve inceydi. Hem boyaması zordu hem de fırınlama esnasında kıvrıldı. Sonra da düzeltmek mümkün olmadı. Bu nedenle bir önceki çalışmamızdan kalan kalın ve bir tarafı beyaz kağıda tekrar mandala çizdik ve boyadık. Bunda da kıvrılma olunca, anladık ki sırf kağıdın inceliğinden değil, çizdiğimiz şeklin de büyüklüğünden. Bilir kişi gibi çalışıp sonuçta en uygun çalışma için gerekenleri belirledik. Bir yüzü beyaz küçülen kağıt ve çok da büyük olmayan bir mandala. Vee işte sonuç:)… demek vardı şimdi ama ben kızım öğüdü tutamadım. 3 denemeden sonra sabrım kalmadı. Neyse, biz çalışmamızdan çok şey öğrendik.

Çocuklar için mandala örnekleri burada

Mandalayı yakından tanımak isteyenler için ayrıntılı bilgi burada

Bunlar da ilginizi çekebilir:

 

Baloncuklarla Sevdiklerimize…

Malum, bugün  14 Şubat.  Biz, bunu sevenler günü olarak yorumladık ve her akşam daha  ilk lokmam ağzımdayken faaliyet diye tutturan miniklerimle sevdiklerimize ithafen kartlar hazırladık. Biraz oynayalım, biraz eğlenelim, sonra da kesip yapıştıralım dedik. Ancak mümkün müdür ki 2.5 ve 5.5 yaşındaki iki bıcırığa,” Biraz bekleyin, şu işimi bitireyim de sonra yapalım”, demek. Hadi, siz de benim gibi direndiniz ve biraz daha zaman için ısrar ettiğiniz, onlar da ” Ne zaman, ne zaman” baskılarına devam ederler. İtiraf ediyorum, pes eden ben oldum. Bu nedenle birazdan göreceğiniz çalışma, mutfak ortamında, bir yandan tenceredeki yemeği kontrol edip salata yaparken, çocuklara” Aman boyalara dikkat!”, ”Sadece üfleyeceksiniz, içinize çekmek yok!” sözleri arasında binbir zorlukla tamamlanmıştır. Tabi bu uyarılar işe yaradı mı? Nerdeee! Boyalara dikkat” cümlesi tamamen ters anlaşılmış olacak ki, beyaz masa örtüsü rengarenk oldu. Sayfalar yırtılıncaya kadar boyadılar ama sonunda da rahatladılar. Sanki içlerinde bir enerji birikmesi olmuş, yavrucakların. Böyle, her tarafı talan edince, koltuklara rahatlamış bir şekilde serildiler. Ohh, iyi geldi.:))

Gelelim faaliyetimize…

057067Önce renkli baloncuklar yapalım dedik. Yaklaşık  bir çorba kaşığı bulaşık deterjanının içine biraz gıda boyası kattık ve sulandırdık. Sonra hepimizinin çok iyi bildiği gibi, pipetlerden üfleyerek balocuklar oluşturduk. Çocuklar bu kısımda çok eğelendiler. Nerdeyse bir saat boyunca baloncuk yapıp  durdular.  Ancak baloncuk yaparken çok dikkatli olun ve çocuklarınızı kontrol edin. Gerekiyorsa her seferinde ”üfle” diyerek yanlışlıkla içine çekmesini önleyin ya da çocuğunuz bunu uygulayamayacak kadar küçükse siz yapın. Gerçi büyük, küçük farketmiyor. Çünkü ben oğlum için, içine çeker diye tedirgin olurken, kızım, ağzına kaçırdı.(!) O yüzden Lütfen Dikkat, diyorum.

065069

Sonra oluşan renkil baloncukların üzerine kağıt kapatarak, desenlerin kağıda geçmesini sağladık. Değişik şekillerde keserek ”sevgi” temalı kartlarımızı hazırladık.:) Biz çok eğelndik, umarım siz de çocuğunuzla keyifli vakit geçirirsiniz.:)

072073

NOT: Oğlumun da faaliyetlere katılıp sevmesi beni çok mutlu ediyor. Biraz yırttı yaparken ama bence çok güzel oldu. Yukarıdaki resimde küçük kart ona ait.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Anı Kutusu

Çocuklarımız gözlerimizin önünde büyüyor ve ne acıdır ki biz, bunu sadece vakit bulup da, çektiğimiz fotoğraflara bakarken veya bir aile videosunu izlerken fark ediyoruz. Kızım daha beş buçuk , oğlum henüz iki buçuk yaşında olmasına rağmen, ne kadar da hızlı büyümüşler diyorum fotoğraflara bakarken. Evet, geleceğe güzel anılar, paylaşılmış güzel duygular bırakmak, bırakabilmek insan için en büyük hazinelerden biri olsa gerek. Bir de bunları saklayabilmek  tabi ki. Çünkü insanoğlunun hafızası unutmam dediği şeyleri bile  unutup, zamana yenik düşebiliyor.  Bugünlerde bunun farkına daha çok varıyorum. yeniden iş hayatına dönmem birlikte, çocuklarımla birlikte geçirdiğim zaman azaldı ve her ne kadar günler yavaş geçiyor gibi görünse de bir bakmışız ki yıllar akıp gitmiş. Hiç bir gün birbirinin aynı değil. O nedenle her günü, bir daha yaşamayacağımızı bilerek yaşamak, hem kötü geçen günler için kurtarıcı hem de güzel geçen günler için farkındalığı artırıcı etken olabilir.

Bir kutu… Geçmişi geleceğe taşıyabilecek, anıları saklayabilecek birer anı kutusu hazırlıyorum çocuklarıma. Kızıma çoktan hazırladım. Şimdi güzel anılar biriktiriyorum içine. İlk doğum fotoğrafları, ilk uçak bileti, ilk dişi, ilk adımları, ilk gülümsemesi, ilk sözcüğünü içeren notları, çizdiği ilk resim, doğum günü mesajları, okuldaki ilk şiiri, ilk karnesi, aşıları… Aslında düşününce ne kadar çok şey var konulabilecek bu kutu içine. Fotoğraflarını bir albümde  biriktirmek yerine renkli fon kağıtlarına yapıştırıp, süsleyerek saklıyorum. Oğlum için henüz başlamadım.  İlk yapacağım şey fotoğraflarını bastırıp süslemek. (scrapbooking) Daha sonra anıları kutuya yerleştirmek. Çok sevdiğim bir hobi olan scrapbooking’i de bu vesileyle sizlere duyurmuş oldum. :)

Çocuklarınız için, kendiniz için geleceğe güzel anılar bırakmanız dileğiyle…

121

122

Bu akşam oturup ailecek fotoğraflara baktık. İnsan hiç çocuğunun küçüklüğünü unutabilir mi? Ama biz aradan sadece beş yıl geçmiş olmasına rağmen, kızımızın ne kadar büyüdüğünü fotoğrafların bakınca anladık. Her hali çok çok güzelmiş! Allah, bütün çocukları annelerine babalarına bağışlasın. 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Çocuklar İçin Mantık Bulmacaları

1046-cocuk-ve-zeka1-3fMantık bulmacalarının çocukların düşünme becerilerini geliştirdiği, problem çözme yeteneklerini artırdığı ve olaylar karşısında farklı bakış açıları geliştirerek , alternatif çözümler üretme becerilerini geliştirdiği biliniyor. Ancak çocuklar için hazırlanmış mantık bulmacaları o kadar az ki belki de hiç yok demek daha doğru olacak. Bu sene zeka oyunları dersini de 5 . sınıflar için konulduğunu görünce üzülmedim desem yalan olur. Çünkü, 0-6 yaş önemine dikkat çekilirken çocuğun öğrenme hızının en yüksek olduğu dönem olarak tanımlanmasına karşılık , çocuklarımızla eğitim açısından en az ilgilendiğimiz dönem olarak karşımıza çıkmakta. Oysa, oyunlarla, çocuğun oyunla öğrenme yeteneğinden yararlanarak, eğlenerek  düşünme becerileri, dil gelişimi, sosyal ve psiko-motor becerileri desteklenebilir.

Daha önce 3 tane kendi hazırladığım soruları yayınlamıştım. Ondan sonra da bir kaç tane hazırladım ama yayınlama imkanı bulamadım. En sonunda son  hazırladıklarımdan bir tanesini yayınlıyorum. Konusu oyuncak arabalarla ilgili. Dolayısıyla erkek çocukların ilgisini daha çok çekebilir. Kızlar için hazırladığımı bir sonraki yayın sırasında.:)  Çözerken, çocuğunuzun bilişsel hazırbulunşuluğuna dikkat etmelisiniz. Çözebilecek yaştaysa onun düşünmesine imkan verip, zorlandığı yerde birlikte sesli düşünüp sonuca varabilirsiniz. Kendi çözemeyecek durumdaysa, çocuğunuz yanınızdayken siz çözün ve sesli düşünerek onun dikkatini çekip çözüme dahil edebilirsiniz. Sonunda size yardımcı olduğu için teşekkür etmeyi unutmayın. 

Çözüm için anne babaya öneriler:

Büyük yaştaki çocuklar için kağıt kalemle, grafik oluşturarak çözmek yeterli olabilirken küçük yaştakiler için, çözümü kolaylaştırmak için oyuncak arabalarından, yararlanabilirsiniz. Yoksa soru sayfasını çoğaltıp resimleri kesin ve ipuçlarının ifadesine göre resimleri gruplayabilirsiniz.

Zihninin açık olsun:)

Mantık Bulmacası için aşağıdaki linke tıklayın:

HEDİYELERİ KİM VERDİ?

 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Günler, Haftalar, Aylar

indir (1)Bu aralar takvime takmış durumdayız. Merak etmeyin Maya takvimi, kıyamet meselesi değil. :) Biz miladi takvimi öğrenmeye çalışıyoruz. Hani şu bildiğimiz, 365 günlü, 52 haftalı, 12 aylı takvim. Çocuklar için takvim, birçok şeyden daha soyut geliyor. Yani ben, kızımda bunu gözlemledim. 1-2 gün babasıyla çalışmışlar ama pek ilerleme yok. Sonra aklıma onun yaşına uygun bir şekilde anlatmak ve ezberlemeden kavrayabilmesi sağlamak için günleri haftaları ayları bir hikayeyle anlatmak geldi. İlk önce neden insanlar takvime ihtiyaç duymuşlar, bu konu üzerinde konuştuk. Daha sonra hikayeye geldi sıra.  Sonra da bu hikayeyi resimleştirdik. İşte takvim hikayesi;

”Zamanın birinde, GÜNLER çok sıkılmış, birlikte tatile çıkalım demişler. Tam 365 GÜN birlikte yola çıkmışlar. İlk uğradıkları yer TAKVİM kasabasının 1 YIL oteliymiş. GÜNLER her biri ayrı odada kalacak şekilde otelin ilk katına yerleşmişler. Birbirinden güzel tam 365 odada kalıyorlarmış. GÜNLER burada çok güzel vakit geçiriyorlarmış ta ki sonbahar yağmurları nedeniyle 1 YIL otelinin ilk katını su basma riskine karşı boşaltma kararına kadar. GÜNLER otelin ikinci katına geçmeye karar vermişler. Otelin 2. katı HAFTALAR katıymış. Burada oda sayısı 1. kata göre daha azmış ama daha büyüklermiş. 52 HAFTA odası varmış ve içinde 7 GÜNÜN kalabileceği kadar yer varmış. GÜNLER 7 şer 7 şer bu odalara yerleşmişler ve tatillerine devam etmişler. Bir gün 365 günden 7. si,

-Ben, çevreyi daha çok görmek istiyorum. Biraz daha yüksekten bakalım mı etrafa, diye bir öneride bulunmuş arkadaşlarına.    

images (3)Arkadaşları da bu fikre bayılmış ve hep birlikte üst kata yani AYLAR katına yerleşmişler. Buradaki oda sayı çok daha azmış. Sadece AY odası varmış ama bu odalar çok daha büyükmüş. Her odada farklı sayıda yatak varmış. Günler de düzenlerini bozmadan bu odalara yerleşmişler. KIŞ Günleri KIŞ köşesindeki ARALIK OCAK ŞUBAT odalarına, İLKBAHAR köşesindeki odalara MART NİSAN MAYIS günleri, YAZ köşesindeki odalar da HAZİRAN TEMMUZ AĞUSTOS günleri, SONBAHAR köşesinde de sonbahar ayları EYLÜL EKİM KASIM günleri yerleşmiş. Kış günleri karlar içindeki bembeyaz, süslü, rengarenk yıl başı ağaçları ile dolu odaları nı çok sevmişler. Doyasıya kar topu oynayıp eğlenmişler. Aralık ayı odasında, 31 gün varmış. Ocak ayında 31, Şubat ayında 28 gün kalıyormuş. İlkbahar günleri de odalarını çok beğenmişler. Her yerde rengarenk çiçekler varmış. Kuş cıvıltıları ile neşe içinde eğleniyorlarmış. Mart ayında yine 31 gün, Nisan ayı odasında, 30 mayıs ayı odasında da 31 gün kalıyormuş. Yaz ayları da odaları çok sevmişler. Çünkü onların da odaları tam da onların sevdikleri gibi sımsıcak güneşin ısıttığı, deniz manzaralı odalarmış. Yaz aylarını ilki olan Haziran odasında 30 gün, Temmuzda 31 ve Ağustos ayı odasında da 31 gün kalıyormuş.  Sonbahar aylarının odalarında ağaçlardan dökülmüş sarı, kahverengi yapraklarla süslüymüş. Arada sırada yağmur da yağabiliyormuş. Bu nedenle sonbahar günlerinin yanında hep şemsiyeleri varmış. Sonbahar köşesinde Eylül Ekim ve Kasım  aylarının odaları varmış. Eylül ayında 30, Ekim ayında 31, Kasım ayında da 30 gün varmış. GÜNLER ,  YIL otelinde çok güzel vakit geçirmişler ve tam bir yıl boyunca çok mutlu anlar paylaşmışlar.”

indir

Kızım hikayeyi çok sevdi. İlgiyle dinledi ve resimleri de çizince daha iyi kavradığına eminim. Şimdi aradan birkaç gün geçmesini bekliyorum. Bakalım hikayenin ne kadarı aklında kalmış. Takvimi kavrayabilmiş mi bir değerlendirme yapacağız.:)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Maddenin Üç Hali Üzerine

Biraz maddelerin üç hali üzerine konuşalım çocuklarla dedim halihazırda yağmur, bulut kar mevsimi gelmişken. suyun üç halini çizgi filmlerden olsa gerek gayet güzel anlamış. O zaman erime, donma, buharlaşma olaylarını gözlemlemek çok daha eğitici olacak. Bunun için erimeyi gözlemlemek için deney hazırlıklarına başladık. Erime olayını aha güzel fark etmek için içine gıda boyası katarak buz kalıplarında dondurduk.  Suyun nasıl donup katılaştığını gördükten sonra oluşan renkli buz kalıplarını ılık su bulunan büyükçe bir bardağa koyarak erimesini sağladık. Normalde buzun su içinde erimesi net gözlemlenemiyor. Bizim buzun renkli olması su içinde çok güzel renk dalgaları oluşturarak erdiği için çocukların ilgisini çekti. Defalarca tekrarladılar.  Oğlum bile öğrenmiş.” Anne buz eridi, buz eridi” deyip durdu. Sonra yoğun istek üzerine eriyen buzlar koca bardağın içinde tekrar donmak üzere buzluğa yerleştirildi. Bakalım nasıl olacakmış? Merak ediyorlarmış. Onlara eğlence olsun.:)

020021

026Bunlar da ilginizi çekebilir:

Yolculuklar ve Öğrenmeler

017Anneler  iyi bilirler. Yolculuk esnasında çocukları oyalamak zordur. Hani bebek olsalar arabanın motor sesiyle uyumak bebekler için keyif verici. Arabaya biner binmez gözleri kapanıverir. Ama biraz daha büyüyünce işler değişiyor. Artık onları oyalamak, anneler için büyük bir sorun haline geliyor. hele bizim gibi yolculuklarınız, arabayla 11 saati buluyorsa. İşte bir yol hikayelerimiz de böyle başladı. Kızımı oyalamak için,” Ah şu dağa bak, atı gördün mü, aaa ne güzel kuşlar varmış!,” sözleri bir süre sonra işe yaramaz oldu. Neyse ki sayıları öğrenmişti o günlerde. Bu defa sayı saymaya başladık. Birer, birer, onar onar bine kadar, ikişer ikişer yüze kadar.  Gün geldi bunlar artık sıkıcı hale. Okumaya başlayınca, bak tabelada Ankara şu kadar kilometre yazıyor az  kaldı,  İstanbul’a bu yoldan gidiliyormuş gibi oyalama çabaları ile şehir kavramı gelişti ve buna plaka merakı başlayınca ”Anne bak, bu araba İstanbul’danmış, bu Ankara’danmış” gibi plaka merakı ile anasının kızı olduğunu:) belli etti ve plakaları öğrenmeye başladık. Madem ilgisini çekiyor, bir Türkiye haritası yap-bozu ile bunu iyice öğrenelim dedik. Bugünlerde harita oyunları oynuyoruz. Hem şehirlerin isimlerini hem yerlerini, komşuları öğreniyoruz. Hem de plakaları ile konumları… 

Yani bir yap-boz oyuncağından beklemediğim bir öğrenme malzemesi çıktı. 

Önce ele alınan parçada yer alan şehrin ismini okuyor.

Yerini biliyorsa yerleştiriyor, bilmiyorsa ben ipucu veriyorum. Mesela Türkiye’nin güneydoğusunda, Malatya’nın kuzeyinde ya da Ankara’nın kuzey komşusu gibi. Böylece yönleri de oyunla öğrenmiş olduk.  Plakaları da kardeş şehirler şeklinde öğreniyoruz. Mesela İstanbul 34, kardeş şehri 43 Kütahya, Ankara 06, kardeş şehri 60 Tokat gibi…

Eğlenerek, oyunla öğrenme başarılı sonuçlar veriyor. Yoksa 5 yaşındaki çocuğa al bunu öğren desen pek keyif alacağını sanmam ama oyunla kendisi istiyor. Farklı bir plaka görünce kendisi merak edip soruyor.

İşte yol hikayeleri başlayan öğrenme  ve öğretme etkinlikleri. Kızımın sayesinde bir çok öğretme metodu keşfettim. Hatta aritmetik yaparken bile ben bunu öğrenciliğimde niye böyle yapmadım dediğim pratik yolları birlikte bulduk. Herkesin öğreneceği bir şeyler var bu hayatta. Bazen öğrendiğiniz kişi 5 yaşındaki çocuğunuz bile olabilir.

005014

Bunlar da ilginiz çekebilir:

Drama ve Çocuk

Oyun oynamak çocuklar için hayatın ta kendisi. sabahtan akşama kadar, yorgunluktan bayılıncaya kadar oynasalar bile hala yeterince oynamadıklarını düşünüyorlar. Anne-babalar, öğretmenler, artık eğlenerek, deneyimleyerek öğrenmenin öneminin farkındalar. Zaten hızla çoğalan yaratıcı drama atölyeleri de bunu gösteriyor. Arz – talep meselesi.

Kızımı da Yapı Kredi Kültür merkezindeki Yaratıcı Drama ile Okuma Atölyesi’ne götürmeye çalışıyorum.  Zaten, atölyeyi çok sevdiğini söylüyordu , bunu gözlemleme fırsatım oldu.  Hikayeyi dinliyorlar, oynuyorlar, düşlüyorlar, fikirlerini söylüyorlar. 

Drama, çocukların, özgüvenlerini geliştirdiği gibi, eleştirel düşünme , problem çözme, empati kurabilme, bağımsız düşünebilme gibi özelliklerini de geliştirir. Çocukların çevresel farkındalığı artar, işbirliği yapma becerisi gelişir, sosyalleşir. Dramanın yararları saymakla bitmez, diyor, Psk. Tuğba Demiröz ”Psikodrama ve Yaratıcı Dramanın Yararları Nelerdir?’, adlı makalesinde.

Oğlumla nasıl daha kaliteli vakit geçirelim, oynarken öğrenelim diye düşünürken, kızım 3 yaşındayken başladığımız dergilere bir göz atalım dedim. Hareketliliği, zıpırlığı nedeniyle pek ümidim olmasa da denemekten bir şey kaybetmez insan. Annesi olarak oğlumun performansına ben bile şaşırdım. O kadar ilgi gösterdi ki sabahın köründe, elinde dergi ile gelip ”Annee, deeess (ders) çalııışş’(çalışalım), diyor.  Hikayeleri okurken, timsah ne hissetmiş, kaplan, neden üzülmüş gibi sorular karşısında verdiği  cevaplar, yaptığı mimikler benim için süperdi. Hala yerinden durmayan yapısının olması, her cevap sonrası, bir tur koşup gelmesi, sıkıldığımda bir marsupilamiye dönüşüp yerleri koklaması ya da küçük bir aslan olup  üstüme atlaması beni fazlasıyla yorsa da o başarıları karşısında çok mutlu. Aferin diye alkışladığımızda ”Başaaadııımm” demesi eminim, zaten yeterince var olan özgüvenini pekiştiriyor. Bu arada iki çocuk olunca ikisi ile aynı anda ilgilenmek çok zor. Neyse kızım anlayışlı ve cevaplara müdahale etmiyor. Ben de başka nasıl olabilirdi, nereye gitmiş olabilir gibi yeni fikirler üretebilmesi için sorular sorup onu etkinliğe dahil etmeye çalışıyorum.

Son olarak diyeceğim şu çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun, eğitim için erken veya geç değil. Her yaşta öğrenilecek şeyler var. İçine oyunu da katarsanız, kaliteli vakit geçirip, geleceğe güzel anılar bırakmış olursunuz. 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Kağıt Katlamak Çok Eğlenceli

Kağıt katlama, bir sanat. Origami…

Bir çok eğitici sanat ve akıl oyunu gibi origami de Uzakdoğu kökenli. İsmi Japonca’dan gelmesine rağmen ortaya çıkışı Çin’de olabileceği konusundaki iddialar olduğuna dair ansiklopedik bilgiler verdikten sonra beni ilgilendirenin çocuğun gelişimine olana katkısı deyip girişe bir nokta koyuyorum.

Origaminin çocuk gelişimi üzerine etkileri aylık Çoluk Çocuk Dergisi Mayıs 2004 sayısında Prof. Belma Tuğrul ve Mustafa Kavici tarafından şöyle anlatılmış:

  • Davranışsal Etkileri:

Origami tekrar eden eylemlerle şematik öğrenmeye örnek oluşturur. Ayrıca yapılan işin estetik yönü de vardır. Çocuk başarılı olmak için dikkatini yoğunlaştırmak modeli izlemek ve verilen yönlendirmeleri dinlemek zorundadır. Çocukların eşyalara bakış açıları yetişkinlere göre daha farklıdır. Çocuk için bir sandalye hep bir sandalyedir. Onun nasıl yapıldığını düşünmez. Origami yaparken bir parça kağıdın nasıl kuş kurbağa ya da uçak olduğuna tanık olan ve kendisi de bunları deneyen çocuk dönüşüm fikrini somut olarak yaşar. Origami çocuğun bir sonuca varmak için sabırlı olmak gerektiğini anlamasını da sağlar. Çocuklar origami yaparken diğer insanlarla iletişim kurmayı gözlem işbirliği yapmayı yardımlaşma duygularını geliştirirler. Origami çalışmaları çok iyi geçinmeyen çocukların bile birbirleriyle çok rahatlıkla yardımlaşmasına ve yakınlaşmasına olanak tanır.

  • Sosyal ve Duygusal Etkileri:

Çocuklar kendi eserleri olan bir ürün ortaya çıkardıklarında duygusal olarak tatmin olma çevrelerindekiler tarafından kabul edinme gereksinimlerini karşılarlar. Çocuk origami yaparken ilk figürlerde model seçme şansına olmasa da kullanacağı kağıdın rengine ve boyutuna kendisi karar verir. Origami eğitiminin ileriki aşamalarında çocuk kendi figürünü kendi hayal dünyasına göre yaratır. Sanatsal bir ürün ortaya koymak çocuklara düşünce ve duygularını bir eserle ifade etme şansı vererek onların kendilerine güven duymalarını geliştirir.

  •  Psiko-Motor Gelişime Etkileri:

Psiko-motor gelişim fiziksel büyüme ve gelişmeyle birlikte beyin omurilik gelişimi sonucunda organizmanın isteme bağlı olarak hareketlilik kazanmasıdır.Katlama yaparken sağ ve sol el birlikte çalışır. Bu sağ ve sol el uyumunun gerçekleşmesi için önemlidir. Origaminin iki elle yapılan bir çalışma olması el ve kol fizyoterapisinde de kullanılmaktadır. Bazı fizyoterapistler hastalarının el ve kol kaslarının tekrar güçlenmesi için egzersiz olarak hastalarına origami yaptırmaktadırlar. İnsana amaçsız olarak elini hareket etmeye zorlamak yerine yaptığı işten zevk alabileceği bir uğraş olarak origami yaptırmak çok daha işlevseldir.

  • Dil Gelişimine Etkileri:

Origami etkinliği sırasında çocuk hem kendisini ifade etmek hem de karşısındakini anlamak zorundadır. Çocuk origami öğrenirken dili sözlü olarak ifade edilenleri anlamak soru sormak ve yanıt vermek zihinsel değerlendirme yapmak komut vermek sıralama yapmak gerektiğinde hayali durumları ifade edebilmek duygu ve düşüncelerini anlatmak tahminde bulunmak bilgileri birbirine aktarmak origami terimlerini işlevlerini ve kullanımlarını öğrenmek gibi amaçlar için kullanılır.

Daha önce kızımla birkaç origami çalışması yapmıştık. Şimdi origamiyi de haftalık düzenli çalışmaya eklemek gerekiyor ki bu konuda kendini geliştirebilsin. Artık tek başına yapma zamanı geldi!Bugünkü çalışmamız kelebek yapımıydı.

Küçük kelebek yapımı için şablon.

Büyük kelebeğin yapılışını izlemek için tıklayın.

Çocuklar için daha fazla origami etkinlikleri için tıklayın.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Yoğunluğu Fark Ettiren Deney

Hangisi daha ağır hangisi hafif gibi sorular, okul öncesi dönemdeki çocuklar için oldukça soyut sorular. Bunları somutlaştırarak anlatmak gerek. Daha önceki deneylerde yağ ile su karşılaştırıp hangisinin ağır olduğunu Sinem kendi keşfettiği için öğrendi. Arada sırada sorduğumda unuttuğunu fark ediyorum. Biraz düşünüyor, sanırım deneyi aklına getirip, öyle cevabı veriyor. Bu kez daha çok sıvıyı yoğunluk açısından karşılaştırmaya karar verdik. Evde bulduğumuz süt, su, yağ, alkol, nar ekşisi, bulaşık deterjanı gibi sıvıları, yoğunluk açısından karşılaştıralım dedik.

Deney ön bilgisi olarak,  bütün sıvıları bardağa tek tek boşalttığımızda hangisi altta olur, ağır olan mı, hafif olan mı, sorusu üzerine konuştuk. Sonra da sıvıları incelemesini istedim. Gerekirse karıştırabilir,eliyle dokunabilir veya sadece gözlemleyip bu deney sonucunda hangisi altta kalacağına karar vermeliydi. Sinem de inceledi karıştırdı, baktı sonunda bir liste ile tahminini yazdı.

Sıralamaya göre ilave ettiğimizde, alkol ile suyun karışacağını biliyordum ve deney tam istediğim görünümde olmayacaktı ama gene de tahmininin uyup uymadığını kendi görmesini istiyordum. Hem böylece yaptığımız deney üzerinde daha çok tartışabilirdik. Yazdığı sıralamaya göre sıvıları boşalttık. Biraz bekledikten sonra sonuç işte böyle oldu.

Alkol su ile karıştığından alkol, deney esnasında görünmedi. Bu nedenle çok az bir kırmızı gıda boyası ile renklendirip sonradan ilave ettik ve Sinem bu kez alkolün yağ’dan daha hafif olduğunu görebildi. Tahmini tutmadı ama görerek  ve yaparak yeni bir şey öğrendi. Aslında sıralamanın nasıl olabileceği üzerine konuştuk ve tekrar denedik. İşte sonuç:

NOT: Sıvılar çok yavaş ilave edilmeli. Özellikle su, süt alkol birbiriyle rahatlıkla karışabildiğinden ayrımları zor oluyor. Su ile alkolü karıştırmamak için eklediğimiz gıda boyası da bu esnada sütü ve suyu da renklendirebiliyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Çocuk ve Müzik

Bir enstrüman çalabilen insanlara hayranım. Hani ölmeden yapmak istediğiniz şeyler listesi olur ya ben de ilk sıralardan birine keman, veya piyano çalmak yazabilirim. Küçükken müziğe ilgim var mıydı, ortam mı yaratılmadı, belki biri teşvik etse bir ışık olur muydu, okulda müzik dersi sevdirilse attığım adımlar sıklaşırmıydı… ve daha binlerce soru bahane olmaktan öteye gidemiyor. Sonunda, bize Farid Farjad’ı hayran hayran dinlemek kalıyor.

Şimdi, de tıpkı ”Ben olamadım, bari kızım olsun, oğlum yapsın” diyen bir çok anne gibi, ben de kızımı bir enstrüman çalması için teşvik etmeye çalışıyorum. Bunda ne kadar başarılı olur bilemiyorum ama şimdilik kızımın ilgisi var. Notaları da çabuk kavrıyor. Sonunda ezgi de ortaya çıkınca çok mutlu oluyor. Yaklaşık 3,5 yaşındayken oyuncak bilgisayarının notalarından”Daha Dün Annemizin Kollarında” adlı şarkıyı çalabiliyordu. 1-2 şarkı daha öğrenmişti ama sonra ne olduysa gene  bir kopukluk oldu, ta ki geçenlerde markette klarnet benzeri oyuncağı görene kadar. Üzerinde notaları da yazdığı için çalması kolay olacaktı. ”Daha Dün Annemizin Kollarında” adlı çocuk şarkısı aklında kalmış ve müzik aleti farklı olmasına rağmen gene de çalabildi. Oysa ben unutmuşum. Çocukluğumdan aklımda kalan bir anneler günü şarkısı olan ezgiyi de gösterdim onu da 10 dk. içinde çalabilecek duruma geldiğini görünce dedim ki kendi kendime” Madem çocuğunun ilgisi var, desteklemeye devam”:) Belki uygun bir kurs bulabilirsem, en azından çok yetenekli olmasa bile güzel bir uğraşı olur. Mesela bir anne -baba olarak bir spor dalı ile de uğraşmasını istiyoruz  ama görünen o ki Sinem’in pek ilgisi yok. Olimpiyat günlerinde neredeyse tam gün spor seyredilirken Sinem dönüp bakmadı bile. İlgisi olasaydı en azından biraz izleme gayreti gösterirdi diye düşüyorum. Ama müzik öyle değil. Şarkıları ezberliyor, dansları çabuk kavrıyor, bir şarkının melodisi üzerine kendi uydurduğu sözleri ekliyor. Bu da gösteriyor ki en azından müziği seviyor.

Bazı çocuk şarkılarının notaları:

Çocukluğumdaki şarkı 

do re do re mi mi

do re do re mi mi

fa mi fa mi re re 

mi re mi re do do    

Son 2 satır iki kere tekrar edilecek. Bu şarkının notların yerleri birbirine yakın olduğu için ilk etapta öğretilirse çocukların parmaklarnı kullanmaları daha rahat oluyor.

Daha Dün Annemizin Kollarında Yaşarken

do do sol sol la la sol fa fa mi mi re re do (2)

sol sol fa fa mi mi re sol fa mi re 

do do sol sol la la sol fa fa mi mi re do

İyi Ki Doğdun

do do re do sol fa 

do do re sol fa 

do do la sol fa fa mi re 

la la sol mi fa do

Benim Annem Güzel Annem

do-re-mi-mi/mi-fa-mi-re
re-mi-fa/la-sol-fa/mi-sol-fa-re
re-mi-fa/la-sol-do(ince)-la
sol-mi-sol-fa-mi

Bunlar da ilginizi çekebilir:

 

 

Tuzdan Fikirler

İşte böyle uzun bir süreçten sonra tuzları gıda boyası ile boyayıp, çocukların seveceği bu faaliyet ortaya çıktı. Sinem çok mutlu olmuş olacak ki akşam babası gelince, bir bilim insanı edasında yaptıklarını anlatırken gözlerinin içi parlıyordu. Onu öyle mutlu görünce…., anneler benim ne hissettiğimi anlayacaktır!

Gerekli Malzemeler:

  • Tuz
  • Değişik renklerde gıda boyası.
  • Ana renklerde olup bizim gibi renkleri karıştırarak başka renkte ve tonda da boyalar elde edebilirsiniz. Bence asıl zevkli olan bu. RENKLERİ KARIŞTIRMAK. Ayrıca çocuklar bu işlemi kendileri yapınca ara renkleri daha iyi öğreniyorlar

Mesela sarı ile maviyi karıştırınca yeşil olduğunu 4-5 yaş çocukları genelde biliyorlar. Ama bu karıştırma işlemini yaparken, maviye sarı eklenirse, yeşilin tam olarak ortaya çıkmadığını, bunun için sarının miktarının çok daha fazla olması gerektiğini kendileri gözlemleyebiliyorlar.  Sarıya çok az mavi eklenip yeşili elde etmenin daha kolay olacağını da keşfedebilirler.

 

 

Sonra da bir kimyager edasıyla azıcık kırmızı, azıcık sarı, azıcık da yeşil eklersek acaba hangi renk olacak diye araştırmalara başlıyorlar.:) Yeşil rengin kuru haldeyken kahverengi görünüp su ilave edince yeşil olması bile Sinem için çok eğlenceliydi.Bizde sarı, kırmızı ve yeşil olmak üzere 3 renk gıda boyası vardı. Onları değişik miktarda karıştırarak farklı renkler elde etmeye çalıştık. Sonra iki tatlı kaşığı tuz ilave edip, renkli tuz elde ettik.

Dikkat edilmesi gerekenler:

  • Boyaya ilave edilen su az, tuz çok olmalı. Su miktarı ne kadar az olursa tuzu kurutmak o kadar kolay oluyor.
  • Kurutma işlemi açık havada yapılabileceği gibi, zamandan tasarruf adına fırın bu iş için uygun.
  • Ayrıca kurutma işlemi bittikten sonra tuzları faaliyetlerde kullanırken eldiven kullanılırsa eller boyanmamış olur. Yoksa uzun bir süre el yoksa zorunda kalabilirsiniz!

Biz renkli tuzları, buzdolabı ve vazo süsü ile serbest resim çalışmasında kullanabileceğimizi düşündük.


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Dil Gelişimini Desteklemek

Çocuklardaki dil gelişimi her dönemde  farklı özellikler gösterir ve bir merdivenin basamakları gibi birbirini destekler. Ancak bir anne olarak benim için en önemli yaşlardan biri 2 yaştır. Çünkü bu dönemde bebeklikten çıkan yavrunuz artık uzun cümleler kurarak kendini ifade etmeye başlamıştır. Bu nedir, bu kim, bu nasıl çalışıyor gibi sorularla merakını gidermeye çalışmaktadır. Artık bu küçük hanım ve beylerle sohbetlere başlayabilirsiniz. Çünkü 1 yaşından itibaren başlayan cümleleri artık annesi dışında başkaları da anlayabilmeye başlamıştır. Bu nedenle 2 yaş  çocuğum için bir dönüm noktası olduğu gibi benim için de bir dönüm noktası. Ne kadar karşılaştırma yapmayın deseler de uzmanlar, insan ister istemez ablası böyleydi, abisi böyleydi, gibi sözlerle ilk çocuğu ile karşılaştırıyor. Bir bakıma bu bence çocuğu tanımaya da yardımcı oluyor. Yapılmaması gereken ” Bak, Ayşe şunu yapıyor, sen niye yapmıyorsun, bak Ahmet neler yapıyormuş?” gibi cümlelerle çocuğu eleştirerek kıyaslamak.  Her çocuğun mutlaka başarılı olduğu bir alan ve keşfedilmeyi bekleyen yetenekleri vardır. 

Oğlum da iki yaşını doldurduğu için artık dil gelişiminde bir ilerleme oldu. Geç konuşacak derken son iki ayda  uzun  ve düzgün cümleler kurmaya, kelimeleri tanımlarken sıfatları kullanmaya başladı. Bazı kelimeleri hala yarım yarım söylese de bu küçük adamla sohbet çok tatlı oluyor.:)

  • Kızımla hiçbir zaman bebek dilinde (!) veya daha basit cümleler kurarak konuşmadım. Anlasa da anlamasa da babası da ben de karşımızda büyük yaşta bir çocuk varmış gibi konuştuk. Bunu yararını kızımın düzgün kelimelerle ve zengin bir kelime dağarcığı ile konuşmaya başlaması ile gördük. Oğlumda da aynı yöntemi uyguladık ve gördük ki göreceli olarak geç konuşmaya başlasa bile, başlayınca bu geç kavramını çoktan aşmış oluyor. Hatta kurduğu cümleler daha düzgün oluyor.

Kitap okumaya devam ediyoruz. Seçtiğim kitapların bol resimli ve düzgün olmasına dikkat ediyorum. Özellikle okuduğunuz bölümün yazısı ile resmi uyuşmalı. Yani çocuk duyduğu cümleleri resimde takip edebilmeli. Tam olarak nasıl yaptıklarını bilmiyorum ama çocuklar resimlere bakarak masalı ezberleyebiliyorlar. Kızım resimlere bakarak neredeyse masalı aynı cümlelerle anlatıyordu.Şimdi oğlumla da masal okurken resimleri çok dikkatli takip ettiğini görüyorum ve yabancı bir kelime varsa onu resimde gösterip kendi cümlelerimizle o sayfayı özetliyoruz.

  • Başlangıçta hayvanları tanıtırken kedi için miyav, köpek için hav hav dedim. Hem hayvanlar hem de çıkardıkları sesler dikkatini çekiyordu. Çıkardıkları sesleri taklit etmek daha kolaydı. Artık ”Anne bak miyav” dediği zaman  ben de ” Evet o bir kedi, miyav diyor” şeklinde onun bir kedi olduğunu belirtiyorum. Çocuklar çabuk kavrıyor.

Ana ve ara renklerin çoğunu öğrendi. Şaşırdığı  zamanlarda da, mesela  turuncu yerine kırmızıyı gösterdiyse” kırmızıyı değil turuncuyu verir misin?” şeklinde cümlelerle onun hangi renk olduğunu hem de istenen rengi tekrar belirterek renkleri pekiştiriyoruz.  Renkleri öğretirken tonlarını da belirtmeye özen gösteriyorum (artık!). Bunu da oğlum bana hatırlattı. Renkleri öğrenme işini boya kalemleri ile yaptığımız için mavi dediğinizde birçok tonu ortaya çıkabiliyor. Önce oğluma mavi kalemi gösterdim. Birkaç renkten sonra mavinin çok daha açık tonu karşımıza çıktı. Ona da mavi dediğimde oğlum bakakaldı. Çünkü başka bir renge de mavi demiştim. Ondan sonra açık mavi, koyu mavi şeklinde söylemeye başladım. Mavinin bütün tonlarını bir araya toplayıp açıktan koyuya dizdik. Artık oğlum da renkleri söylerken tonlarına göre gösteriyor.

  • Resimleri incelerken, nesnelerin farklı özelliklerine dikkat çekerek ve olumsuzluk bildiren cümlelerle dil gelişimi desteklenebilir. Sarı saçlı kızı değil de siyah saçlı kızı gösterir misin? Ağacın yapraklarını değil de dalını gösterir misin?, Gözlüklü amcayı değil de bastonlu beyaz saçlı amcayı gösterir misin? gibi … Bu ifadeler çocuğun yaşına göre basitleştirilebilir veya zorlaştırılabilir.

Lütfen, hoş geldin, teşekkür ederim gibi cümleleri ondan beklemek yerine önce siz ona söyleyin. Genelde biz anneler, toplum değer yargıları ile çocuklara bir şey verilince ” Hadi teyzeye teşekkür et kızım, ne diyecektik bir şey alırken,” yerine onlar model olarak öğretmek çok daha kolay. Genelde de çocuklar,” Hadi teşekkür et ablaya” dediğiniz zaman da etmezler utanıp arkanıza saklanırlar. Bu model olayını oğlumda daha çok görüyorum. Kızım bu kelimeleri çok kullandığı için oğlumla bu konuyu daha önce konuşmamıza rağmen neredeyse ablasından daha çok kullanmaya başladı. İkinci çocuklar daha rahat büyüyor.:)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Sinem’in Kalp Kutusu

Hani çocuklar büyüdükçe dertleri de büyüyor denir ya, önce böyle düşünmezdim. Sanırım artık bunu kabul etme zamanı geliyor. Zira Sinem’e bir şey yaptırtmak, dağıttığı  eşyaları toplattırmak gittikçe zorlaşmaya başladı.  5 yaşından mı bilmem, hiçbir şeyi duymuyor ama cevabı hazır:”Hayıır”, Iıııı ıı, Ben istemiyorumm!

Bir toka meraklısı olarak, hep tokalarını kaybetmesi, nereye koyduğunu hatırlamamasına bir çözüm bulmak gerekiyordu. Belki bir ihtimal :) kendi yaptığı, emek verdiği bir kutu olursa daha isteyerek tokalarını toplar dedim.Nasıl bir kutu olsun derken, peçete tekniği ve yumurta kabukları ile çatlatma metodu aklıma geldi. Daha önce rastlamıştım. Eğlenceli bir etkilik olur dedik gerekli malzemeleri temin ettikten sonra işe koyulduk. Gerçekten de yumurta kabuklarını yapıştırmak eğlenceli oldu. Ta ki Taylan bütün yumurta kabuklarını küçük küçük kırıp etrafa saçana kadar.:(

Çok profesyonelce bir kutu çıkmasa da ortaya ilk yapılış için güzel bir kutu ortaya çıktı. Önemli olan çocukların el becerilerini geliştirmekti. İşte Sinem’in kalp kutusunun değişim aşamaları:

  • Peçete yapıştırma tekniği yapacağımız için zeminin beyaz olması daha güzel dedik ve akrilik boya ile bütün kutuyu boyadılar.

Yumurta kabukları yıkandıktan sonra zarlarını soymak benim işim oldu. Çünkü minicik elleri bunda pek becerikli değildi.:)

Büyük parçalar halinde kırılan kabukları, tutkal sürdüğümüz bölüme bastırarak yapıştırdık. Çatlamış görüntü bu yapıştırma esnasında ortaya çıktı. En zevkli bölüm burasıydı. Gene  de biraz uzun sürdüğü için biz sadece üst kapağı yapmaya karar verdik. Malum çocuklar her şey, çabuk olup bitiversin istiyorlar.

Son olarak da tek katını aldığımız peçeteyi tutkal sürdüğümüz yüzeye hava boşluğu kalmayacak şekilde yapıştırdık. Kuruduktan sonra da sprey vernik ile sağlamlaştırdık.

Sinem okulda kağıt kesip yapıştırmaktan sıkılmıştı. Böyle değişik bir şeyler yapmak bence daha güzel. Çocukların yaratıcılıklarını geliştiriyor. Ben öğrenme felsefem şu oldu. ” Bilgi olmadan fikir olmaz.”  Okuyup, araştırmak gerekiyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Rengarenk Kalemlik Projemiz 2. oldu!

Bloğu takip edenler bilirler, daha çok deneyler ve zeka geliştirici faaliyetlerimi yayınlıyorum. Oysa Sinem’in iki yaşından beri kes yapıştır etkinlikleri, boyama etkinlikleri çerçevesinde çok sayıda eser çıkarttık ortaya. Geçenlerde  de Kağıt vs. dergisi ve www.projedenizi.com‘un düzenlemiş olduğu bir proje yarışmasını görünce maksat eğlenmek ve faaliyet ise katılalım dedik ve rengarenk kalemlik projemizle başvurduk.

Dün sonuçları açıklandı. Sinem’in projesi 2. oldu. :) Tabi ki inanılmaz bir mutluluktu. Hem 2. olmamıza hem de birbirinden güzel  faaliyetlerde bize çok yardımcı olacak süper hediyelere…

Bu vesileyle Sinem’in okulda yaptığı için ara vermiş olduğumuz kes-yapıştır, boyama vb. faaliyetlere geri dönüş yapmış olduk ve Renkli Fikirler Atölyesi hayat buldu.

İşte Rengarenk Kalemlik projesinin ortaya çıkışı:)

Çocuk parkından aldığımız bir miktar kumu yıkadık. Kuruduktan sonra gıda boyası ile renklendirdik ve tekrar kurumaya bıraktık. Bu esnada çevreden bulduğumuz taşları yıkayıp kuruttuktan sonra değişik renklerde boyadık.Kalemlik olarak kullanacağımız kabı eski bir CD’nin ortasına yerleştirip etrafına taşları yapıştırdık. Kumların kolayca yapışmasını sağlamak için, cam kabın süsleyeceğimiz kısmına kağıt bant yapıştırdık. Bantın üstüne de yapıştırıcı sürüp kuma buladık. Birkaç dal ve çiçek ilave edip kalemliğimizi süsledik. Son olarak da CD’nin boş bıraktığımız kısmına kalemliği yapıştırdık. Taşların parlak görünmesini sağlamak ve boyayı korumak için sprey vernik sıktık. İşte rengarenk kalemliğimiz:)

Diğer etkinliklerimiz:

Çocuklar sandığımızdan çok daha akıllılar! Hafıza Oyunu

Yaz geldi ya bende de  çocuklarda bir rehavettir aldı başını gidiyor. Eski düzen de kalmadı taşınma sürecinde olduğumuz için. :( Ama böyle boş boş geçen günler de bize göre değil. Ne yapsak da kendimize gelsek dedim ve şöyle boyamalı ama biraz da hafıza geliştirmeye yönelik bir oyun aklıma geldi. Bilgisayar oyunlarına benziyor. Gösterilen şeklin yerini hatırlama… Ben biraz ekleme biraz çıkarma yaptım. Sinem’in yaşına uygun hale getirdim. Hafızası çok iyi olduğu halde başta biraz zorlandı. 3-4 alıştırmadan sonra olayı çözdü. Bilgisayarda oynamaya benzemiyor, biraz daha zorlayıcı gibi geldi bana ama görsel hafızayı iyi geliştiriyor.

Kısa bir gösterimden sonra hangi rengin hangi karede olduğunu hatırlayıp önündeki boş şekle çizeceksin. Oyun bu.:). Çocuğun gelişimine yaşına göre kare sayısı azaltılıp artırılabilir. Renkler çoğaltılıp azaltılabilir ve konumları değiştirilebilir.

Hayatta yaptığımız ve başarmak istediğimiz her şeyde çalışma ve önemlisi istikrar gerekiyor.Yaptığımız oyunları da her gün azar azar ama sürekli bir şekilde yapmaya çalışıyoruz. Mesela dün bir kelime bir işlem yazımda bahsettiğim matematik alıştırmalarını yaptık. Bu oyundan da 4 alıştırma yaptık. Bir tane de cümle yazdı. Bunları her zaman çok isteyerek yapmıyor. Bir gün yaparken eğleniyor bir gün bakmışsınız zorla oflaya puflaya yapıyor. Bu durumlarda ona sonucuna kolayca ulaşabileceği basit sorular sormaya çalışıyorum veya oyun oynuyoruz. Gene de bir şeyler yaptırmaya çalışıyorum. Yoksa bir gün tamam dersem gerisi gelir. İstikrar da gidiyor disiplin de :)

Yemek yemek çocuklar için nedense en zor işlerden biri. Anneler çok iyi bilir … Tabaklarını bitirmemek için mutlaka bir bahaneleri vardır. Sinem’in de yemek yerken nedense hep çok uykusu gelirdi.:) Başta durumu kavrayamadığımızdan, gündüz uykusu da olmadığından,  kıyamadık, uyumasına izin verdik. Bir süre sonra baktık ki uykusu hep yemek yerken , tam da salataya sıra gelince dayanılmaz bir hal alıyor. Sonra da nedense(!), tam da sofradan kalkınca uykusu açılıveriyor ve bir türlü uyuyamıyor!!!!:)

Yazılan yorumlara sorulan sorulara istinaden,son olarak diyeceğim şu ki çocuklar da, yetişkinler de her zaman aynı performansı göstermeyebilirler, gösteremezler de … Ama unutmamak gerekir ki ” Başarıya giden yol, istikrarlı çalışmadan geçer” ve Çocuklar sandığımızdan çok daha akıllılar!!!:)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Bir Kelime Bir İşlem

Hala var mı bilmiyorum ama bir zamanlar TRT’de ”Bir Kelime Bir İşlem ” adlı bir program vardı. Gelişigüzel verilen sayılardan dört işlemi uygulayarak istenen sayıyı bulmaya, kelime bölümünde de verilen harflerden mümkün olduğunca en uzun anlamlı kelimeyi oluşturmaya çalışıyordun. O zamanlar TV’nin karşısına geçip ben de evde işlemleri yapmaya çalışıyordum.  

Kızım matematikte dört işlemi öğrendi. Yazılarımda da bahsettiğim gibi her zaman onu farklı düşündürmeye, bir sonuca giden farklı yollar olabileceğini,bazen en iyi yolun bildiğin yol olabildiği gibi yeni bir şeyler öğrenmek istiyorsan farklı yolları da denemek gerektiğini, hata yapmaktan korkmaması gerektiğini çünkü insan hatalarından çok şey öğrendiğini anlatmaya çalışıyorum. Bu sözlerimi ister tüm yaşamında ister en ufacık günlük işlerinde uygulayabilirse daha başarılı ve mutlu olacağı kanısındayım.

Bu nedenle şimdiye kadar matematiği en basit haliyle aşağıdaki işlemler gibi öğrendik:

5+3=?,                      5+?=8,                    ?+3=8  ya da daha zor haliyle  ?+?=8 yani hangi iki sayıyı toplarsak sekiz yapar. Burada tek bir çözüm olmadığını aynı sonuca ulaşan çok sayıda yolun olduğunu anlatmaya çalıştım. Şimdi Bir Kelime Bir İşlemin yöntemine gelirsek, burada ister topla ,ister çıkart, böl ya da çarp istenen sayıyı bulmaya çalış. Başta Sinem zorlandı. İlk defa böyle bir şey görüyordu. Ona sevdirmenin en iyi yollarından biri de onun da soru sormasına izin vermek. Her zaman bilmeyen, öğretilen konumunda olmak istemiyor. Dün tekrar denedik ve neredeyse tüm sorduğum soruları cevapladı. Tabi çok mutlu! Hele onun sorduğu sorularda ben  tam sonucu çıkartamayınca….:)

Hazırladığım sorularda, tam sonucu çıkmasına ve en fazla dört rakamla işlem yapılmasına ve mümkün olduğunca başka alternatif yolu olmasına dikkat ettim. Soruların zorluk derecesi çocuğun yaşına, bilişsel gelişimine uygun olarak ayarlanmalı. Yani bulman gereken sayı 5 deyip 4 ve 1 rakamı verilebileceği gibi, bulman geren sayı 157 deyip, 6 ,25, 8, 17,3 gibi sayılar da verilebilir. 

This slideshow requires JavaScript.

Gelelim Bir kelime Bir İşlem’in kelime kısmına. Sinem bu kısımda matematiğe göre daha çok zorlandı. Çünkü okuması matematiği kadar iyi değil. En azından kelime oluşturacak kadar ilerlemedi. Ama içine oyun kattık ve çok eğlendik. Sonra başka bir oyuna dönüştürdük. Verilen bir kelimeden yeni kelimeler oluşturmaya çalıştık. Ne kadar çok kelime türetilebildiğini görünce şaşırdı. Kolay bir kelime bulmalıydım ve aklıma KANARYA geldi. Harflerini okey taşlarının arkasına yazdım. Çünkü kendisi dokunarak görerek, harflerinin yerini değiştirebilmeliydi. Zaten çoğu kelimeyi uyduracaktı en azından deneyerek, belki de farkında olmadan yeni kelimeler bulabilirdi. Öyle de oldu. İlk kelimesi ANKARA oldu. İkinci kelimesi ARYA. Tabi aryanın ne demek olduğunu bilmiyor. Açıkladım. Anladı ama aklında kalacağını sanmıyorum. Hiçbir dil sözlükteki kelimeler okunarak öğrenilmiyor. Neyse bu bir başka bir yazı konusu.:) ( Çocuklarda dil gelişimimi desteklemek)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

 

Yenebilen Bir Deney

İlk defa ortaya çıkan ürünü yiyebileceğimiz bir deney yaptık. Aslında deney dememizin sebebi nasıl oluştuğunu anlamak ve bu konudaki bilgilerimizi artırmak.Yoksa yaptığımız, evimizde yediğimiz bir peynir türü. Lor peyniri diyecektim ama az önce rastladığım bilgiye nazaran bunun lor peyniri olmadığı, asıl lor peynirinin peynir altı suyundan yapıldığını eklemek isterim. Bizimkisi süt kesiğinden elde edilen bir peynirmiş. Yanlışlıkla halk arasında lor peyniri deniliyormuş. Ama beklediğimden daha lezzetli oldu ya artık soframızdan eksik olmaz.

Deney Ön Bilgisi:

Kızımdan biliyorum okul şarkılarında hep vitaminlerden söz ediliyor. Onların yararlarından, bize sağlık ve güç verdiği anlatılıyor. Ya proteinler…

İşte Sinem’e bir de proteinlerin varlığından söz etmek gerekti. Kendisi, benim gibi, bir peynir sever olmadığı için belki nasıl olduğunu görür de kendisi denerse bir ihtimal yer dedim. 

-Sinem protein ne demek biliyor musun?

-Hayır..

-Peki vitamin?

- Vitaminler, bizim büyümemize ve sağlıklı olmamıza yardımcı olur. Hastalanmamızı engeller.

-İşte proteinler de bizim büyümemize yardımcı olurlar.Vücudumuzda meydana gelen bütün faaliyetlerde gereklidirler.

-Peki, protein hangi yiyeceklerde vardır?

-Bilmem!?!

-Vitaminler?

-Meyvelerde, sebzelerde…

-Proteinler de sütte, peynirde , yoğurtta, ette, balıkta, baklagillerde… Yani bir çok yiyecekte var.

Şimdi sütteki proteini görmek için bir deney yapacağız, Hatta sonunda yaptığımız şeyi de afiyetle yiyeceğiz.:)

Gerekli Malzemeler:

  • 1 L süt
  • yarım çay bardağı elma sirkesi
  • Sütü kaynatmak için bir kap
  • Süzmek için bir tülbent ve süzme kabı

Yapılışı:

Sütü iyice kaynattık. Kaynama devam ederken, içine karıştırarak sirkeyi ilave ettik. Süt hemen kesildi ve tortular oluşmaya başladı. Bir müddet daha kaynattıktan sonra süzgecin içine tülbent koyarak sıvı boşalttık ve süzülme işleminin tamamlanması için bir yere asarak beklettik. İyice süzüldükten sonra içine lezzetlendirmek için biraz tuz ve taze kekik ekledik.

Nasıl Oldu?

Sütün içinde bulunan protein kazeindir. Kazein sirkenin içindeki asitle karşılaşınca, asitle birleşemediğinden pıhtılaşır. Biz buna kesildi deriz.Böylece protein oranı oldukça yüksek bir bir besin ortaya çıkar.

Bir de bunu deneyelim:

  • Aynı deneyi başka asidik maddelerle deneseydik aynı sonucu alır mıydık? Mesela limon suyu, yoğurt…
  • Tam yağlı süt yerine yarım yağlı süt kullansaydık sonuç değişir miydi?
  • Yarım çay bardağı yerine bir çay bardağı sirke kullansaydık nasıl olurdu?

Fazladan bilgi:

  • Sirkenin içindeki asit- asetik asit
  • Limonun içindeki asit-sitrik asit
  • Yoğurdun içindeki asit-laktik asit

Bunlar da ilginizi çekebilir: